• Ana Sayfa
  • İletiÅŸim

Soğuklar Cildinizi Bozmasın

23 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik Güzellik Bilgileri

Kış soğuğundan en fazla etkilenenler beyaz ve hassas tenli olanlardır. Beyaz ve hassas tenli olanların kış mevsiminde ciltlerine özellikle dikkat etmeleri önerilir. Aksi halde soğuk hava cildin parlaklığını, rengini vc nemini alır. Nemi kaybolan cilt kuruyup-sertleşir ve matlaşır. Böyle bir ciltte süratle pürüzler, kırışıklıklar oluşur ve cildin yaşlanması hızlanır.

Kış mevsiminin cildimiz için getirdiği en büyük tehlikelerden ve özelliklerden biri soğuğun kan dolaşımını yavaşlatmasıdır. Bu yavaşlatma derinin dayanıklılığını ve nemini zaten azaltmıştır. Hassas tenliler soğukla karşılaşınca nemsiz kalıp, gerilen deride çatlaklar, kızarıklıklar ve kanamalar meydana gelir. Deri kızarır, kaşınır hatta pul pul dökülebilir.

Bu hale gelen deride egzama ve sedef gibi deri hastalıkları başlayabilir.

Eller, Dudaklar ve Yüz

Soğuktan önce vücudun açıkta kalan, ince yerleri etkilenir. Bunlar eller, dudaklar ve yüzdür. Yüzde dudakları göz çevresi izler. Alınacak ilk önlem havaya çıkarken bu bölgeleri koruyucu ve nemdirici ile nemlendirmek olmalıdır.

Hassas tenlilerin eldiven, gözlük, şapka ve atkı ile bu bölgeleri korumaları yararlı olur. Çünkü kişi olduğundan yaşlı gösteren ilk kırışık göz çevresinde oluşur.

Ellerin de taze ve yumuşak kalmaları önemlidir. Üstelik gün boyunca sıcak ve soğuk suyla karşı karşıya kalan eller soğuktan çok çabuk etkilenir. Bu nedenle evde iş yaparken, özellikle bulaşık yıkarken eldiven kullanılmalı ve her gün eller 5-6 kez nemlendirici ile nemlendirilmelidir.

Kadın Beslenmesi

23 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

Kadın olmak psikolojik ve fizyolojik olarak çok farklı özellikler taşır. Her döneminin gerektirdiÄŸi farklı ihtiyaçlar vardır Tüm bunların çok doÄŸru saptanması ve yerine mutlaka konması gereklidir. Bu anlamda. “Kadın Beslenmesi” dendiÄŸinde, Menstrual Döngünün baÅŸladığı dönem regl sırası, PMS (premenstrüal sendrom). hamilelik öncesi, hamilelik sırası, emziklilik, menopoz ve osteoporoz süreçlerinin tümünün ayrı ayrı incelenmesi ve deÄŸerlendirilmesi gerekir..

1)MENSTRÜAL KANAMA (REGL) DOĞURGANLIK SÜRECİNİ BAŞLATAN OLAYDIR.

Doğurganlık çağındaki kadınlar için beslenme her aşamada çok önemlidir. Özellikle aylık menstrual siklusta beslenmeye çok dikkat etmek gerekir.

Vücuttan özellikle demir atımı olduğu ve demir eksikliği anemisi çok yaygın görüldüğü için yeterli demir alımı sağlanmalıdır Yoğun kanaması olan kadınlarda demir kaybı daha fazladır. Aşın kanama olması halinde jinekologunuzla görüşerek durum değerlendirmesi yapılması önerilir.

Eksilen demir miktarını yerine konmazsa güçsüz, yorgun, hissedebilirsiniz ve anemi (kansızlık) gelişebilir.

Özellikle regl öncesi ve sırasında:

*Demirden zengin kırmızı et (kolesterolünüz yüksekse haftada 2 kez,
*Tavuk ve hindi (hindi, tavuktan biraz daha fazla demir içerir.
*Tam tahıllar,
*Kuru baklagiller ve
*Yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.

Bitkisel kaynaklı demirin vücut tarafından emiliminin artırılması için ise C vitamini içeren besinlerle birlikte tüketilmesi gerekir. Eğer demiz eksikliğiniz varsa, demir ilacı kullanımı için mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.

2)PMS (PREMENSTRÜAL SENDROM)

Premenstrüal Sendrom kişiden kişiye farklı belirtiler göstermekle beraber, periyottan 14 gün önce başlayan ve periyot bitimiyle sonlana bir durumdur.
Genellikle bu dönemde vücutta yoğun bir şişlik, ödem ve baş ağrısı görülür Buna bağlı sıkıntılar gelişir.

Amenka ve Kanada’da yapılan araÅŸtırmalarda, tıp sorunlardan ÅŸikayetçi kiÅŸilerde, regl döneminden 1 hafta veya 10 gün önce tuz tüketiminin kesilmesinin olumlu etkileri olduÄŸu gösterilmiÅŸtir Tuzun bileÅŸimindeki sodyumun su tutma özelliÄŸi nedeniyle yaÅŸanan bu sıkıntıları azaltmak için sodyumu düşük, potasyumu yüksek besinler tüketilebilir. Sucuk, salam, sosis gibi ürünler, hazır çorbalar, turÅŸu ve salamura besinler bu dönemde aşın tüketilmemelidir. Badem, kayısı, avokado, muz brokoli, esmer pirinç, lahana pazı. incir, balık, sarımsak, yeÅŸil yapraklı sebzeler, baklagiller, portakal, maydonoz ÅŸeftali, patates, soya fasulyesi, ceviz gibi potasyum içeren besinlere, beslenme planınızda yeterli ve dengeli bir biçimde yer verilmelidir.

Tatlı isteği ise mümkün olduğu kadar meyveli yoğurt, kurutulmuş meyveler ve ceviz/ badem/ fındık birlikte tüketilen ara öğünler tüketin Yine küçük porsiyonlarda doğal tatlandırıcı ile hazırlanmış light sütlü tatlılar, diyet dondurma veya enerjisi azaltılmış yağ ve tam tahıllı unlarla hazırlanmış yiyecekler de hazırlayabilirsiniz.

3) HAMİLELİK ÖNCESİ:

Bu dönemde yeterli ve dengeli beslenme çok önemlidir.

*Özellikle folik asit, mutlaka yeterli tüketilmelidir. Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak ve buğday zengin kaynaklardır.

*Demir alımı ve emilimi için C vitaminine dikkat edilmelidir Demir. Kırmızı et. yumurta, tahin, pekmez, kuru baklagiller, yeşil yapraktı sebzelerde bulunur C vitamini ise 100 gramındaki C vitamini mıktan sırasına göre, yeşil sivri biber, karnabahar, ıspanak, çilek, portakal, greyfurt, mandalına şeftali domates gibi besinlerde vardır.

*B6 vitamini (balık, tam buğday, yeşil yapraklı sebze, kuru meyvelerde yoğun olarak bulunur.) ve E vitamini (zengin olarak sebzelerde, sıvı yağlarda tahılarda, yumurtada bulunur) de yine hormonal denge ile ilgili görev alır.

4) HAMİLELİK

Vücutta yumurtalıklarda üretilerek salgılanan östrojen ve progesteron hormonları sayesinde oluşan bu dönemde, kadının vücudunda, bir yandan bebeğin oluşması ve gelişmesi, diğer yandan da annenin artan ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için beslenmede mutlaka önemli değişiklikler yapılmalıdır. Ayrıca hamilelikte oluşturulan depolar emziklilikte kullanılacağı için, hamilelik dönemine yoğun özen gösterilmektedir.

Hamilelikte kilo kontrolüne dikkat edilmez veya yeterli-dengeli beslenme sağlanamazsa aşın beslenme, şişmanlık güç doğumlar, ölü doğumlar, prematüre (erken) doğumlar, düşük ağırlıklı doğumlar, beden veya zihinde gelişim bozukluktan görülebilir. Bu nedenle hamilelikte gerekli olan enerji ihtiyacı annenin oksijen tüketimi ile ölçülerek değerlendirilmeli, ihtiyacı olan tüm besin grupları sağlanmalı, hamilelikte beslenme önerileri diyetisyeniniz tarafından verilmelidir.

HAMİLELİKTE BESLENME İLKELERİ

*Anne ve bebeğin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, tüm besin gruplarından her öğünde yeterli ve dengeli miktarlarda tüketilmelidir.

»Gelişen bir bebeğin vücut hücrelerinin çoğu proteinlerden yapıldığı için tüm besin grupları gibi proteinlere dikkat edilmelidir. (Yumurta et hindi tavuk, balık, süt. peynir, yoğurt, kuru baklagiller ve ceviz/fındık/badem gibi kuruyemişlerde bulunur.)

*Bebeğin ve annenin sağlığı açısından son derece önemli olan, Folik asit.. Bebeğin zihinsel ve bedensel gelişimi için gerekli olan folik asit. Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak ve buğday zengin kaynaklarıdır.

B12 vitamini: Bilişsel fonksiyonlarda görev alan B12 vitamini için. Süt, peynir, batık zengin kaynaklardır.

A Vitamini: Havuç, kayısı, yumurta ve ıspanak zengin kaynaklandır. D ve C Vitaminleri çok önemlidir

Demir: Kan yapımında görev alan demirden zengin kaynaklar, yumurta, pekmez tahin, ıspanak, kuru kayısı, kuru üzüm. kuru baklagillerdir

Kalsiyum: Kemik gelişimi için önemli olan kalsiyum, süt ve ürünlerinde zengindir.

Çinko: Bebekte büyüme yetersizlikleri, olu doğumlar ve doğumsal anomaliler görülebilir. Peynir, badem, ceviz, buğday ve bulgurda zengin olarak bulunur.

İyot: Yetersizlikleri düşük ve olü doğumlara neden olabilen iyot. balık ve deniz ürünlerinde, tavukta, beyaz peynirde, kuru baklagiller, yumurta ve sütte zengin olarak bulunur. Bahsettiğimiz mineraller de mutlaka yeterli miktarlarda alınmalıdır.

Tüm bu vitamin ve minerallerde eksiklik söz konusu ise, doktorunuz gözetiminde dışarıdan ek olarak verilmelidir.

*Omega- 3 ve omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, bebek gelişimi için çok önemlidir (Özellikle, somon, uskurum gibi yağlı balıklar, yağ asidi içeriği çok dengeli olan kanola yağı, ceviz soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzeler gibi besinler) beslenmede mutlaka yer almalıdır.

*Her gün tüm besin gruplarından yeterli miktarlarda tüketilmelidir.

*Alkol sigara ve uyuşturucu maddeler kesinlikle kullanılmamalıdır.

*Kafein tüketilmemeli, kafein içeren çay, kahve yerine sut, ayran, şekersiz komposto, taze meyve suyu gibi besinler tüketilmelidir. Ayrıca yeşil çay da tüketilmek isteniyorsa kafeinsiz olarak tercih edilmelidir.

*Hamilelikte sıklıkla yaşanılan, kabızlık problemini önlemek için posa içeren besin tüketimine, yeterli su içmeye ve doktorunuzun izin verdiği ölçüde egzersiz yapmaya dikkat edilmelidir

*Yeterlı sıvı tüketimine dikkat edilmeli, hamilelikte oluşabilecek olan ödemi azaltmak için mutlaka yeterli su tüketilmelide.

*Herhangi bir ilaç, vitamin veya mineral kullanılmadan önce kesinlikle doktora danışılmalıdır.

*Kilo alımı düzenli bir şekilde kontrol edilmelidir çünkü eksik veya fazla kilo alımının sakıncaları büyüktür.

Doğum Sonrası Depresyon

7 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

Doğum, kadın için en önemli olaylardan biridir. Doğum sonrası dönem aileye yeni bir üyenin katılması ile yeni bir düzen kurulur. Kadınlar doğum sonrası ilk yıl içinde, psikiyatrik hastalıklar (anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon ve nadiren psikoz) açısından anlamlı risk alımdadır. Ancak depresyon bu hastalıklar açısından en baskını olduğundan doğum sonrası psikiyatrik hastalık dendiğinde ilk akla gelen doğum sonrası depresyondur. Yaşanma sıklığının yüzde 10 olduğu kabul edilir.

Belirtileri

DoÄŸum sonrası depresyonun bulgularını, doÄŸum sonrasındaki ilk günlerde sıklıkla görülen “Poslpartum Blues/Lohusalık Hüznü”nden ayırt edilmesi güç olabilir. Poslpartum Blues yeni doÄŸum yapmış annelerin yaklaşık yüzde AO’ında normal sınırda olan bir üzüntü, veya endiÅŸe hali, kolay ve sık aÄŸlama, en yakınlarına sıkıca bağımlılık tablosu ÅŸeklinde ortaya çıkar. Bu durum genellikle en fazla 10 gün sürer ve belirtiler kendiliÄŸinden yakınların sosyal desteÄŸi ve ilgisiyle kaybolur.

Lohusalık Hüznü’nün sebepleri arasında kadında doÄŸumla birlikle ani geliÅŸen hormonal deÄŸiÅŸiklikler, doÄŸum süreciyle ve bebekle ilgili endiÅŸeler ile annelik rolünün kadına getirdiÄŸi sorumlulukların farkında lığı sayılabilir. Nadir olarak 10 doÄŸum yapan kadından birinde daha ÅŸiddetli bir depresyon tablosu geliÅŸebilir. DoÄŸum sonrası depresyon genellikle daha 2′nci ve 8″nci haftalar arası baÅŸlar ve en çok bir yıl kadar sürer. Tedavi görmeyen kadınlarda 3 ay ile bir yıl arasında kendiliÄŸinden düzelebilir. Annenin bebeÄŸine karşı ilgisizliÄŸi veya hostil / nefret etme duygulan ön plandadır. Anne bebeÄŸine yeterli bakımı vermemekten ve hatta bebeÄŸine zarar vermekten korkabilir.

Nedenleri

Bazı risk etmenlerini taşıyan kadınlarda doğum sonrası depresyonun daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bu risk etmenleri kadının ya da eşinin işsizliği, sosyal desteğin yetersiz olması, evlilik sorunları, ölüm ve ayrılık gibi beklenmedik yaşamsal olaylar, planlanmamış gebelikler, multiparite (birden fazla doğum yapma), daha önceki gebeliklerde depresyon geçirilmesi, yüksek riskli gebelik yaşamış olması, kayıpla sonlanan gebelik ve doğum deneyimleri, erken anne-bebek ayrılığı ve bebeğin bakımı ile ilgili duyulan kaygılardır. Annenin ailesinde geçirilmiş PPD öyküsü de riski arttıran bir etmendir. Bir ya da daha fazla risk etkeni taşıyan kadınların doğum sonrası depresyon için taranması önerilmekledir. Tarama için en sık kullanılan yöntem Edinburgh Postpartum Depresyon Skalası dır.

Biyolojik faktörler, gerek genetik gerekse hormonel yeni doğum yapmış olan kadının anksiyete eşiğinin düşmesine, günlük stres yaratan durumlarla daha zor baş etmesine sebep olmaktadır. Genetik etkenlerin üstünde durulmasının sebebi PPD gelişen kadınların birinci derece akrabalarında mizaç bozukluğu oranının normal popülasyona göre daha yüksek olmasıdır, Hormonel sebepler incelendiğinde, bazı veriler östrojen hormonunun rolü olduğunu düşündürse de yapılan araştırmalar bunu desteklememiştir. Kortizol düzeyinin etkisini değerlendiren araştırmalarda da anlamlı bir sonuç çıkmamıştır. Bazı araştırmacılar, doğum sonrası geçici tiroid disfonksiyonunu PPD ile ilişkilendirmişlerdir. Depresif mizacın tiroid bozukluğu ile ilgili olabileceği düşünülmektedir.

PPD ele alındığında anne sütü ile beslemenin olumlu ve olumsuz etkileri olabilmektedir. Anne sütü veren kadınlar, kendilerine ayıracak zamanlarının çok az oluÅŸu, emzirme nedeniyle uykusuz kalmaları, ilaç kullanmaları gerektiÄŸinde bebeÄŸe zararı olacak endiÅŸesi duymaları gibi nedenlerle kolaylıkla negatif duygu durumuna girebilirler. Bunun yanında anne sütünün hızla kesilmesinin, bazı hormonal deÄŸiÅŸiklikler yoluyla depresif belirtileri daha da kotüleÅŸtirdiÄŸi düşünülmektedir. DoÄŸum sonrası depresyon sık görülmesine karşın çoÄŸu kez tanı konulamamaktadır. Hu durumun baÅŸlıca nedenleri kadının negatif duygulan nedeniyle kendini yalnız hissetmesi veya kaygılarından utanması, rutin kontrol için çaÄŸrıldığı doÄŸum sonrası 6′ncı haftaya katlar doktorla görüşme olanağı bulamaması ya da hangi bölüme baÅŸvuracağını bilememesi, yeni doÄŸan bebeÄŸin verdiÄŸi heyecanla yakınmalarını dile getirememesi olabilir. Ayrıca çevrenin ilgisinin daha çok yeni doÄŸan bebek üzerinde oluÅŸu sebebiyle PPD gözden kaçabilir.

Neler yapılmalı?

Ülkemizde PPD ile ilgili yapılan çalışmalar oldukça yetersizdir. Çok merkezli ve büyük sayıda gebenin doğum sonrası takibi ile yapılacak çalışmalar ile Türk toplumuna özgü risk faktörleri daha net saptanabilir. Sağlık çalışanları, anne ve bebek için ciddi tehdit oluşturan bu hastalığa karşı daha duyarlı olmalı ve uygun müdahale zamanında yapılmalıdır.

DoÄŸum sonrasında annenin uyku düzenini saÄŸlamak konusunda anneye yardımcı birinin varlığı ile çoÄŸunlukla annedeki kaygıları ve hüzün hali kendiliÄŸinden kaybolur. Ancak bazen PPD’nin belirtilerinin ÅŸiddeti çoÄŸalabilir, bu durumda annenin emzirmeyi bırakması önerilir ve antidepresan tedavisine baÅŸlanır. Hasta yakın takibe alınır, ayrıca hastanın eÅŸiyle de görüşme yapılarak dununu hakkında bilgi verilir. Destekleyici terapi uygulanır. Tablonun ÅŸiddetli olduÄŸu bazı durumlarda psikiyatrik tedavi görmesi düşünülebilir. EÄŸer PPD erken dönemde ve yelerince tedavi edilmezse, yıllarca sürebilen tedavisi zor bir hale dönüşebilir.

Lazer Epilasyon

7 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Lazer Epilasyon Uygulamaları

Leke tedavisinden, çatlak belirsizleştirmeye; kılcal damar tedavisinden cilt yemlemeye kadar çok farklı alanda kullanılan lazer, son yıllarda epilasyon alanında çok kullanılan ve kadınların yanı sıra erkek/erin de başvurduğu bir yöntem haline geldi. Epilasyon alanında kullanılan ve farklı çeşitleri bulunan lazerle ilgili yeterince bilgi sahibi miyiz? Lazer epilasyon kimlere ve hangi bölgelere yapılabilir? Bronz tene lazer epilasyon uygulanabilir mi? Lazer epilasyomm yan etkileri neler?

WR: Lazer, epilasyon dışında hangi uygulamalarda kullanılıyor?

Lazer günümüzde estetik amaçlı olarak enflasyon dışında cilt gençleştirme ve yenileme amacıyla, leke tedavisinde, ben tedavisinde, kılcal damar tedavisinde, dinme silme işlemlerinde, sivilce izlerinin yarattığı skarların tedavisinde, ameliyat izlerini azaltmada, çatlaktan belirsizleştirmede kullanılmakladır.
Estetik amaç haricinde ise gözde, prostatta ve başka alanlarda da lazer kullanılmaktadır.

WR: Epilasyon için Kullanılan farklı türde lazer uygulamaları var. Bunların en etkilisi ve epilasyon için en uygun yöntem hangisidir?

Epilasyon günümüze kadar birçok aşamalardan geçmiştir. Önce vax-ağdalar kullanılmaya başlanmış, sonra kıl köklerinin yakıldığı iğneli epilasyona geçilmiş, daha sonra laz.er benzeri ancak lazer ol-mayan ışıklar (IPL) kullanılmış ve günümüzde altın standart olan lazer epilasyona geçilmiştir.

Tek bir yöntem bütün tüylerde etkili olmayabiliyor, örneğin koyu kıl açık tenlilerde lazer epilasyon oldukça başarılı iken, ince tüylerde ya da açık renkli san-beyaz tüylerde lazer etkili olamıyor. Yine günümüzde de Alexandrite lazer. Diode lazer ve Nd Yag lazer bu amaçlı kullanılıyor.

WR: Alexandrite lazerden sonra duyduğumuz Diod lazerin, Alexandrite lazerden farkı nedir?

Alexandrite lazerde, kullanılan dalga boyundaki enerji, melanin tarafından çok iyi absorbe edilir. Hu nedenle açık renk cilt ve siyah tüylere sahip bir kişi için Alexandrite lazer oldukça etkilidir. Uygulama süresinin kısa olması, hasla açısından konforlu ve diğer lazerlere göre az acı hissedilen tipte olması sebebiyle sık tercih edilen lazer epilasyon cihazlarındandır.

Diod lazerde ise bu dalga boyunda melanin çinilimi Alexandrite lazere göre daha azdır; bu nedenle Diod lazer ile sadece açık tenlilere değil esmer ve bronz tenlilere de uygulama yapılabilir. Uzun dalga boyuna sahip olduğundan, lazer ışığının daha derine ulaşabilmesini ve derindeki kıl köklerini tahrip etmesini sağlar. Aynı zamanda Diod lazerle diğer cihazlar ile uygulama yapılamayan ince ve açık renkli kıllara da uygulama yapılabilir. Hu özelliklerinden dolayı diğer ci-hazlara oranla daha geniş bir kitleye hitap etmektedir. Ancak açık ten koyu kıl ve geniş yüzeylerde ilk tercih Alexandrite lazer olmaktadır.

WR: Lazer epilasyon herkese uygulanabilir mi?

Lazer epilasyon kadın erkek herkese yapılabilir. Kıl oluÅŸumu tamamlanmış ve uygulamaya engel teÅŸkil edecek herhangi bir saÄŸlık problemi olmayan herkes lazer epilasyon yaptırabilir. Yine de hamilelere, epilepsisi olan hastalara, ciltte lezyonları olan hastalara önerilmez. Genç kızlarda 12 – 13 yaşından itibaren kıl oluÅŸumu tamamlamışsa uygulama yapılabilir. Beyaz renkli kıllar renk pigmenti içermediÄŸinden lazer epilasyon olan etkilenmeyecektir.

WR: Lazer tüylere nasıl bir etki yapıyor?

Epilasyon uygulamasında gönderilen enerji, kıl folikülündeki melanin pigmenti tarafından emilir ve burada ısı enerjisine dönüşür.

Kıl kökündeki sıcaklık yaklaşık 60 dereceye ulaşır ve bu şekilde kıl kökü tahrip edilir, kılın beslenmesi bozulur.

Vücudumuzdaki kıllar tüm bölgeler için aynı anda 3 farklı evrede bulunmaktadır. Lazer epilasyon kılların ilk evresinde sadece anajen (aktif) dönemdeki kılları etkiler. Bu nedenle hiçbir cihazla tek seansta uygulanan bölgedeki tüm kılları yok etmek mümkün değildir. Tedavi süreci kişinin cilt rengi, kıl rengi, kılın kalınlığı ve yoğunluğuna bağlı olmakla birlikte vücut bölgeleri için ortalama 4-6 seans, yüz bölgesi için ortalama 5-8 seans sürer. Uygulama yapılan bölgede tedavi sonunda ortalama yüzde 80 oranında kılın yok olması, epilasyonu başarılı kılmaktadır. Tamamen bitecek diye bir kural yoktur.

WR: Lazer epilasyon vücudun ve yüzün her bölgesine uygulanabilir mi?

Üst göz kapağı ve göz çukuru dışında tüm vücut bölgelerine uygulanabilir. Tabi yüz ve vücut bölgelerinde hastaya ve kıla bağlı olarak farklı lazerler tercih edilmelidir.

WR: Yüze yapılan lazer epilasyon uygulamalarında vücuttan ne gibi farklılıklar söz konusudur?

Yüz bölgesinde ince tüylere kalın tüylere uygulama yaptığımız gibi lazer yapılmaması gerekir. Yüzde daha çok Diod lazer tercih edilmektedir, farklı lazerlerle yüz bölgesinde ince tüylere uygulama yapılırsa yeni tüy tetiklemesi ortaya çıkabilir.

WR: Lazer epilasyon yaptırırken gelinebilecek komplikasyonlar nelerdir?

Lazer epilasyon uygun cihazlarla, uygun endikasyon ve dozajlarla bu işin uzmanları tarafından yapılırsa herhangi bir kalıcı yan etki oluşmaz. Uygulama sonrasında bazı ciltlerde kızarma ve hafif kabarma olabilir. Ancak birkaç saat veya çok hassas ciltlerde birkaç gün içerisinde bu sorun tamamen düzelir. Ancak uygun olmayan şekillerde yapıldığında yanık, leke, ciltle beyazlama söz konusu olabilir.

WR: Lazer epilasyon öncesi neler yapılması gerekir?

Lazer epilasyon uygulamasından en az 3 hafta önce kılların iplik, cımbız, ağda, epilatör vb. yöntemlerle kökten alınmamış olması gerekir. Uygulama öncesinde kıllar traşlanır. Anestezik bir maddeye gerek yoktur; ancak dileyen epilasyon öncesinde lokal anestezi içeren pomad, krem kullanabilir.

WR: Eklemek istediğiniz bir sey var mı?

Hastalara epilasyon konusunda güvenilir, işin uzmanı olan klinikleri tercih etmesini tavsiye ederim.

Sonbahar ve Cildimiz

3 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik Güzellik Bilgileri

Yaz mevsimi güneşi ve sıcaklığı ile cildimize en fazla zarar veren mevsimdir. Kişi, güneşte ne kadar fazla kalırsa cilt o kadar fazla hasar görür.

Cildin parlaklığı, canlılığı ve tazeliği derinin içerdiği su miktarına bağlıdır. Deri su kaybettikçe cilt parlaklığını, canlılığını ve tazeliğini yitirir, kaba cilt halini alır. Kaba cilt, yaşlılığın en büyük kanıtıdır.

Cildimizin su kaybetmesi büyük zararlara yol açar. Bunların başında hücrelerin ölmesi, kırışıklıklar ve lekeler gelir. Bazılarının “yaÅŸlılık lekesi” dedikleri lekeleri gerçekte güneÅŸ ışınları yapar. Bu lekelerin doÄŸru ismi “güneÅŸ lekesidir” ve bu lekeler yüz, boyun, el üstü gibi vücudun en fazla güneÅŸ gören yerlerinde oluÅŸur.

Sonbahar cildin bakım ve onarım mevsimidir. Yaz tatillerinde ciltlerinin bakımına yeteri kadar zaman ayıramayanlar tatil dönüşü vakit yitirmeden bu konuya eğilmelidirler. Zararın neresinden dönülse kardır.

Aslında tatil yapanların, güneÅŸlenenlerin cilt bakımını ihmal etmemeleri gerekir. En basit ve en ucuz cilt bakımı geleneksel Türk Hamamı’nın kese yöntemidir. Haftada en az bir kez keselenmek ciltte biriken ölü hücreleri, kiri ve salgı artıkları yok ettiÄŸi gibi kan, su ve oksijen dolaşımını saÄŸlayarak cilde canlılık verir. Bu açıdan keselenmek en etkili peeling, soyma ve deride biriken kirlerden, ölü hücrelerden kurtulma anlamına gelir.

Sonbahar bakımı yaz mevsiminin cildimize verdiği zararı onarmak için yapılır. Amaç cildin pörsümesini, yaşlanıp-kırışmasını önlemektir. Bu amaçla bir yandan cilt ölü hücrelerden peeling ile arındırılırken bir yandan da su, mineral ve vitaminle beslenir.

Derinin ihtiyacı olan su, bol su içerek ve bol bol nemlendirici kullanılarak sağlanır.
Vitamin ve mineral ihtiyacı ise meyve yiyerek ve meyve suyu ile maden suyu içerek karşılanır.

Zayıflamak Mı Yoksa Kilonuzu Korumak Mı Önemlidir ?

3 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

ÅžiÅŸmanlık ve obesite yetiÅŸkin nüfusun yaklaşık %60′nı etkilerken, beraberinde ciddi saÄŸlık sorunlarına yol açan kronik hastalı klanda getirmektedir. Kilo kaybı, hayati riske neden olan kronik hastalıklara yakalanma oranını düşürmektedir. Aşırı kilo, diabet (ÅŸeker hastalığı), kalp hastalıkları, inme, omurilik hastalıkları (bel fıtığı) ve eklem bozuklukları baÅŸta olmak üzere yaÅŸamı tehdit eden ve yaÅŸam kalitesini bozan bir çok hastalığın baÅŸlıca nedenidir.

Bilimsel çevrelerce kabul görmüş bir çok literatür, mevcut kiloda %3-5′lik azalma ile belirgin bir ÅŸekilde kiÅŸinin yaÅŸam kalitesinin arttıdığını vurgulamaktadır. American College of Sports Medicine, obez ve aşırı kilolu yetiÅŸkinlerin saÄŸlıklı bir yaÅŸam için sürekli haftalık fiziksel aktivite yapmaları gerektiÄŸini yayınlamıştır. Son çıkan klinik çalışmalar da bunu doÄŸrularken diÄŸer yandan, mevcut kilonun korunması için daha fazla fiziksel aktivite yapılması gerekliliÄŸini ortaya koymaktadırlar.

Kilo vermeyi başarmak oldukça zor bir süreç olmasına rağmen, verilen kiloları tekrar almamak ve mevcut kiloyu korumak, zayıflama sürecinden daha zor ve sıkıntılıdır. Çünkü yetişkin bir insan kilo verdiğinde öncelikle depo yağları azalmakta ancak vücutta yağı depolayan yağ hücre sayısı değişmemekte yalnızca içleri boşalmaktadır. Sayısını koruyan bu depo yağ hücreleri, her öğün de yeme ihtiyacını veya açlık hissini artırmaktadırlar ki böylece boşalan içlerini tekrar yağ ile doldurabilsinler. Bu hissi bastırmak için yememiz gerekmektedir ki buda mevcut kiloyu koruyabilmek için daha fazla fiziksel aktivite yapılması sonucunu doğurur. Bu süreç ömür boyu sürer. Halbuki zayıflayan veya zayıflamak isteyen bir insanda depo yağ hücreleri azaltılacak olursa, gerek zayıflama gerekse mevcut kiloyu korumak için fazladan bir çaba göstermek gerekli olmayacaktır, işte bu evrede estetik cerrahi devreye girmektedir. Günümüzde estetik cerrahi, yağ hücre sayısını azaltan işlemlerle, bilimsel olarak aşırı kilo ile mücadele de ilk sırada yer almaktadır. Daha açık bir deyimle yememe dışında, estetik cerrahi işlemlerine denk bir işlem veya ilaç bulunmamaktadır.

Liposuctıon (yaÄŸ alma), karın germe, liposeulpture, tiÄŸht lifting, kol germe ve meme küçültme yapılan baÅŸlıca iÅŸlemlerdir. Bunların hepsinde yaÄŸ hücreleri cerrahi olarak alınıp vücuttan uzaklaÅŸtırılmakta böylece doÄŸuÅŸtan olan yaÄŸ hücre sayıları kalıcı olarak azalmaktadır. Åžeker hastalığı olan kiÅŸilere yaptığımız karın germe ve yaÄŸ alma iÅŸlemi sonrası insülin veya ÅŸeker hapı ihtiyaçlarında belirgin azalmayı bizzat gözlemlemekteyiz. Yine iki taraflı kalça protezine sahip bir hastamız, koltuk destekleriyle bize gelmiÅŸ, yaptığımız karın germe ve meme küçültme operasyonları sonrası koltuk desteklerini bırakmıştır. Dolayısıyla kronik bir hastalığınız dahi olsa ÅŸiÅŸmanlığın cerrahi olarak düzeltilmesi yaÅŸam kalitenizi önemli ölçüde artırmaktadır. SaÄŸlıklı bireyler de ise bu tür hastalıklara yakalanma riskini azaltmaktadır. “Yemeyiversinler” kolaylıkla telaffuz edilebilen bir söz olsa da bunları yapmak bazen oldukça güçtür. Bu durumlarda da tıp bilimi, insanlara yardımcı olmak için tüm imkanlarını yanıltmadan ve kandırmadan sunmaktadır.

Kozmetikte Organik Bakım Ürünleri

29 Aralık 2011 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik Güzellik Bilgileri

Hem kendiniz hem de doÄŸa için iyi bir ÅŸey yapmaya ve organik kozmetikler kullanmaya karar verdiniz. Ancak kafanız biraz karışık; “Organik ve doÄŸal kozmetikler arasında nasıl farklar var?”, “Dünyaca geçerliliÄŸi olan sertifikalar hangileri?”, “Organik kozmetikler nasıl seçilmeli ve kullanılmalı?”… Bunların ve daha pek çok sorunun yanıtını rehberimizde bulacaksınız.

Uzunca bir süredir etkilerini yaÅŸamımızın her alanında fark etmeye baÅŸladığımız yeÅŸil devrim’ ÅŸimdilerde kendisini makyaj ve kozmetik dünyasında da hissettiriyor. Özellikle de, yaklaşık 2 ay önce Fransa’da, kozmetik ve ilaçlarda en yaygın olarak kullanılan maddelerden parabenin kanserojen olabileceÄŸinin açıklanması, makyaj çantamızda, banyomuzda bulunan ve hemen her gün kullandığımız birçok ürüne korkuyla bakmamıza yol açtı. Organik ve doÄŸal ürünlerin ateÅŸli savunucularıysa, bir kez daha haklı çıkmanın gururunu yaÅŸadılar. Ancak, organik ürün kullanmanın da bazı incelikleri var. Çünkü ne yazık ki, piyasada organik ya da doÄŸal olarak sunulan pek çok ürün gerçekten öyle olmayıp, hem saÄŸlığımızı hem de cüzdanımızı tehdit edebiliyor. Peki, bu ürünleri seçerken nelere dikkat etmeli, hangi kriterleri göz önünde bulundurmalı? Organik” ya da doÄŸal’ olarak tanımlanan ürünler arasında nasıl farklar var.’ Tüm bu soruların yanıtlarını dosyamızda bulacak ve buna göre seçeceÄŸiniz kozmetikleri gönül rahatlığıyla kullanabileceksiniz..

‘Organik’ gerçekten ne anlama geliyor?

Büyük ihtimalle ÅŸu günlerde en sık duyduÄŸumuz kelimelerin başında ‘organik’ var. Bir kozmetik ürünün organik olması, yaÅŸayan (yani bir zamanlar yaÅŸamış), canlı maddeler kullanılarak üretildiÄŸi, içinde herhangi bir sentetik ya da kimyasal madde içermediÄŸi anlamına geliyor. Bu ürünlerin ve tabii ambalajlarının doÄŸada hiçbir atık bırakmayacak ÅŸekilde üretilmiÅŸ olması da çok önemli. Ancak herkes bu kelimeyi istediÄŸi gibi kullanamıyor. Çünkü o ürünün hammaddelerinden üretim koÅŸullarına, içindeki her ÅŸeyin ve üretim aÅŸamasının uluslararası geçerliliÄŸi olan kuruluÅŸlarca sertifikalandırılmış olması gerekiyor. Burada görev tüketiciye düşüyor ve herkesin bu sertifika kuruluÅŸlarının adını, web sitelerini de iyi bilmesi gerekiyor. Çünkü iyi bilinmeyen markaların üzerinde sertifikalı yazsa bile kurum sitelerinden o ürünün gerçekten sertifikaya sahip olup olmadığım kontrol etmek gerekebiliyor. Bu kuruluÅŸlar hakkında ayrıntılı bilgiyi haberimizin içinde yer alan kutuda bulabilirsiniz. ‘DoÄŸal-kelimesiyse çoÄŸu zaman tamamen organik olmayan ürünleri tanımlamak için kullanılıyor. Bu ürünlerin çoÄŸu yüzde 7O’e varan oranda doÄŸal olsa da, bazen birçok kimyasal madde içerdiÄŸi halde, sadece formülündeki bir damlacık organik yaÄŸ nedeniyle üreticileri tarafından doÄŸal ilan edilen, hatta tanımı organik krem’ olarak sunulan ürünler de bulunuyor. Burada yine iÅŸ tüketiciye ve bilincine kalıyor.

Organik ürünler nasıl hazırlanıyor?

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, organik ürün formülünde hiçbir kimyasal madde kullanılmayan ürün anlamında geliyor. Oysa diğer ürünler, güzel kokmaları, uzun süre dayanmaları daha fazla köpürmeleri ve daha pek çok nedenle birçok kimyasal madde özellikle de petrol türevi içerebiliyor. Ve bazı uzmanlar bu maddelerin insan sağlığı üzerinde zararlı olabileceğini, alerjik reaksiyonlara ve iritasyona yol açabileceğini iddia ediyor.

Organik bir ürünün formülünde kullanılan her şeyin de bu şekilde üretilmiş olması gerekiyor. Hammadde olarak seçilen bitkilerin mutlaka böcek ilacı, hormon ya da kimyasal gübre kullanılmadan yetiştirilmiş olması çok önemli. Organik kozmetiklerde en tayla kullanılan hammaddelerin başında çiçekler, meyveler, bitki tohumları, mineraller, yağlar ve balmumu geliyor. Sertifikayı alacak ürünün sadece kendisi değil, imal edildiği laboratuvar ya da fabrika, içine konduğu ambalaj bile çok ayrıntılı kontrollerden geçiriliyor. Bu ürünlerde kutlanılacak olan tüm maddeler ve bu maddelerin kaynakları da inceleniyor. Örneğin, söz konusu olan bir bitki yağıysa bu yağın elde edildiği bitki ve onun üzerinde yetiştiği toprak bile kalite kontrollerinden geçiriliyor. Ve mesela, bu toprakta biraz kimyasal böcek ilacı kalıntısının bulunması, sertifikanın verilmemesine neden olabiliyor. Çoğu organik ürünün bir özelliği de kullanılan hammaddenin çoğu zaman yerel ticaret ürünü olması: Ürünlerinizde shea yağı mı kullanmak istiyorsunuz?

Tabii ki bu Afrika ülkelerinden gelmeli. Aloe vera ya da karite özüne mi ihtiyacınız var? O zaman irtibata geçmeniz gereken üreticiler ya Meksika ya da Fas’ta… Kısaca, organik ürün üretimi sadece çevreye saygılı deÄŸil, aynı zamanda dünya genelinde yerel ticaretin de yaÅŸamasına imkan tanıdığı için oldukça etik bir özellik de taşıyor

Organik kozmetik üretimi için gereken aşamalarsa şu şekilde sıralanabilir:

• Üretim süreci tamamen şeffaf olmalı ve bu süreç sırasında doğaya hiçbir zarar verilmemeli. Formülünde hiçbir kimyasal, sentetik ve petrol türevi madde olmamalı.
• Kullanılan hammaddeler yerel ticaret ürünü olmalı.
• Ürün doğada kolayca çözülür olmalı ve insan bedeninde kimyasal reaksiyona girmemeli.
• Kullanılan hammaddeler kesinlikle daha önce radyasyona maruz kalmamalı.
• Genleriyle oynanmış bitkiler hammadde olarak kullanılmamalı.
• Ürünün testleri hayvanlar üzerinde yapılmamalı. Ürün doğaya, çevreye tamamen saygılı olmalı.
• Ürünün ambalajı, kutusu, prospektüs olarak verilen kağıtları doğada çözülür nitelikte olmalı.
• Ürünün formülünde kullanılan tüm maddelerin ve ürünün kendi sertifikalarının logoları ambalajın üzerinde bulunmalı.

Organik ürün kullanmak isteyenler nelere dikkat etmeli?

Evet, artık kesin karar verdiniz. Hem kendiniz hem de çocuklarınız için organik ya da en azından doğal, güvenilir kozmetikler seçeceksiniz, neyse ki artık bunlara ulaşmanız çok zor değil çünkü ülkemizde de bu özellikte pek çok marka bulunabiliyor. Bu ürünleri eczanelerde, parfümerilerde, organik marketlerde bulmak ya da yine bu firmaların internet sitelerinden satın almak mümkün. Eğer seçeceğiniz yüzde yüz organik bir ürünse, ambalajında sertifikalarım arayın. Eğer doğal nitelikte bir ürünse de en az yüzde 70 doğal olmasına özen gösterin. Organik kozmetikler, sentetik maddeler ve kimyasallar içeren kozmetiklerden farklı özelliklere sahip. Ve onları kullanırken bunların bilincinde olmak da büyük önem taşıyor. Öncelikle, organik ürünlerin koruyucu maddeler içermediklerini hatırlatalım. Bu yüzden saklama koşullarına daha fazla dikkat etmek, ambalajda yazan talimatlara harfiyen uymak gerekiyor. Hava almamasına dikkat etmek (kapağını açık unutursanız, sorumluluk sizde!), yağları koyu renkli cam şişelerde saklamak alabileceğiniz en basit önlemlerden. Organik sevdalılarının unutmaması gereken diğer önemli bir konuda, özellikle sabun, şampuan ve diş macunlarının organik olmayan ürünler gibi köpürmeyeceği. Başta işe yaramayacak gibi görünebilir, ama bilin ki, bunların etkisini uzun yıllar içimle göreceksiniz. Ayrıca yine organik olmayan ürünlerde olduğu gibi organik ürünlerde sürekli aynı standartları beklemeniz çok doğru değil. Yani organik parfümünüz bir önceki şişedekinden biraz daha farklı kokabilir. Bunun nedeni büyük ihtimalle içimle kullanılan çiçeklerin o yılkı rekoltesindeki değişikliklerdir. Tıpkı şarap gibi!

Bu maddelere dikkat!

Buraya kadar organik bir ürünün nasıl olması gerektiÄŸini anlattık. Fakat olmaması gereken maddelerden de mutlaka bahsetmek gerekiyor. Özellikle, cam organik deÄŸil de doÄŸal ürün seçenler, ‘içindekiler’ listesine bakmalı
ve formülünde bu maddeleri bulunduran kozmetikleri alırken bir kez daha düşünmeli:

* Sodium lauryl sülfat (SLS) Sodium laureth sülfat
* Ammonyum laureth sülfat
* Alüminyum
* Hayvansal yaÄŸlar
* Dİ’.A tdiethanolamin)
* Dioxins
* formaldehit
* Elastin
* F’luorokarbon
* Pecrolatum
* Mineral yaÄŸlar
* Padimate-0
* Sentetik boya
* Propylene glycol

Kelime oyunlarına kanmayın

Bir üretici düşünelim ve tabii bu üreticinin fazla iyi niyetli olmadığını da. Kozmetik imal eden bu üretici, ünce kimyasallar, koruyucu maddeler kullanarak bir krem hazırlıyor. Sonra da bu kremin içine sadece bir damla organik zeytinyağı katıyor. Kremin etiketindeyse aynen şöyle yazıyor: ‘Organik ZeytinyaÄŸlı Krem’ Bu ibare aslında yanlış deÄŸil. Çünkü içinde gerçekten de organik zeytinyağı bulunuyor. Ancak yanlış olan, kimyasallar içeren bu ürünün sanki organik gibi sunulmaya çalışılması. İşte bu nedenle etiketinde organik’ kelimesi bulunan her ürüne kanmamak ve içindeki diÄŸer maddelere de mutlaka bakmak, gerekiyorsa satıcıdan ayrıntılı bilgi istemek gerekiyor. Tabii bu kural sadece kozmetikler için deÄŸil, temizlik malzemelerinden yiyeceklere, giysiden oyuncaklara organik olduÄŸu söylenen tüm ürünler için geçerli olmalı.

Cilt ve Saç Bakımı İçin Mucize Buluşlar

29 Aralık 2011 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik Güzellik Bilgileri

Son yıllarda, hızla yükselen bir trend var; hem cilt hem de saç bakımında kullanılan saf yaÄŸlar. Biz de bu ay araÅŸtırdık ve hangi yaÄŸ neye iyi geliyor, nasıl kullanılıyor, öğrendik…

Aslında, saf yaÄŸların güzelleÅŸme amacıyla kullanılmasının binlerce yıllık bir tarihçesi var. Hemen hemen tüm kremlerin, losyonların formülünde de bu yaÄŸlardan bulunuyor. Ancak yeni olan son yıllarda kozmetik markalarının birbiri ardına, sadece saf yaÄŸdan oluÅŸan ürünleri piyasa sunması. Bunların içinde adını daha önce pek duymadığımız, argan, karice gibi yaÄŸlar da oldukça gündemde. Fakat tüm cilt bakım ürünlerini olduÄŸu gibi yaÄŸlan da dikkatli kullanmak gerekiyor. Çünkü cilt cipine uygun olmayan bir yaÄŸ cildinize yarar saÄŸlamak yerine zarar verebiliyor. Tabii, her yaÄŸ da cilt için faydalı deÄŸil: örneÄŸin mineral yaÄŸlar. EÄŸer bir ürünün içeriÄŸinde mineral yaÄŸ olduÄŸunu görürseniz, almaktan kaçınmanız son derece yerinde bir davranış. Çünkü bu, petrolden imal edilen tamamen kimyasal bir madde. Üstelik gözeneklerin tıkanmasına ve sivilce oluÅŸumuna da yol açabiliyor. “O zaman neden birçok kozmetik üründe bu madde var” diye sorabilirsiniz, Bu sorunun tek bir yanıtı var: “Çünkü ucuz,” Öyleyse gelelim doÄŸal yaÄŸlara: bir yağın doÄŸal olması, geleneksel yöntemlerle bitkilerden ve bitki tohumlarından elde edilmesi anlamına geliyor. Bu yaÄŸlar kesinlikle laboratuvar koÅŸullarında üretilmiyor. DoÄŸal ve saf ‘yaÄŸların en önemli özelliÄŸi bol miktarda E vitamini içermesi ve cildi besleyerek, nemi içine hapsetmesi. Ayrıca bu yaÄŸların pek çok türü, doÄŸal birer antiseptik ve bu özellikleriyle cildi enfeksiyon ve akneden koruyorlar. Antioksidan olmalarıysa onları birer gençlik koruyucusu haline dönüştürüyor.

Cilt bakımında saf yağlar

Saf yağlar özellikle vücut teni bakımında önemli rol oynuyor. Yaz mevsiminde, güneşin etkisiyle kuruyan teni beslemek için saf yağlar birebir. Yağ şeklindeki duş ürünleri de, suyu tenin içine hapsediyor ve cildin çok uzun süre nemli kalmasına yardımcı oluyor, Eğer cildinizin sıkı kısmasını istiyorsanız turunçgil yağlarından, çatlak ve diğer izlerin hafiflemesini istiyorsanız paçuli yağından faydalanabilirsiniz. Amacınız cildinizin derinlemesine nemlenmesi ye rahatlamasıysa gül ve badem yağları sizin için birebir. Bu yağları dilerseniz hazır ürünler halinde satın alabilir, dilerseniz de taşıyıcı bir yağ içine katarak (örneğin jojoba gibi) kendiniz hazırlayabilirsiniz.

Saç bakımında saf yağlar

ÇoÄŸu kiÅŸi yaÄŸların saçları yaÄŸlandırdığını düşünür. Oysa doÄŸru ÅŸekilde kullanılan saf yaÄŸ, saçları ve saç derisini besler hatta kepek oluÅŸumunu bile önler. Son yıllarda saç bakımında sıklıkla kullanılan yaÄŸların başındaysa Fas’ın sıvı altını olarak tanımlanan argan yağı geliyor. Ayrıca biberiye, papatya ve badem yaÄŸlarının da saçları beslediÄŸi biliniyor. Saç bakımı için yaÄŸları dilerseniz hazır ürünler arasından seçebilir, dilerseniz de kendi yağınızı kendiniz hazırlayabilirsiniz. AÅŸağıda ipek gibi saçlara sahip olmak isteyenlerin tercih edebileceÄŸi harika bir formül bulacaksınız.

İpek gibi saçlar için…

1 yemek kaşığı gliserin, 1 yemek kaşığı badem yağı ve 3 damla biberiye yağını bir yumurtayla iyice karıştırın ve bununla saçlarınıza ve saç derinize iyice masaj yapın. Sonra, başınıza bir duş bonesi geçirin ve 10 dakika bekleyin. Sonra da saçlarınızı ılık suyla temizleyin.

El ve Ayaklarınızın Bakımı

29 Aralık 2011 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik Güzellik Bilgileri


Elleri ayakları bakımsız, manikürü pedikürü yapılmamış bir kadının, ne kadar şık olursa olsun, bakımlı ve güzel görünmesi pek mümkün olmaz. Ancak elve ayak bakımı denince akla sadece oje sürmek de gelmemeli. Çünkü manikür ve pedikür, güzelliği olduğu kadar saflığı da yakından ilgilendiren bir konu. Bu işlemler bazı kurallara dikkat edilmeden yapıldıkları takdirde, sağlığı tehdit eden çok ciddi hastalıkların bile bulaşmasına yol açabiliyorlar. Biz de, bu ay evde ya da kuaför salonunda manikür ve pedikür işlemleri sırasında dikkat edilmesi gerekenleri derledik. Tabii, son yılların trendi olan doğal ürünleri derlemeden de geçmedik.

İpek gibi eller

Kilerimizde ve bileÄŸimizde tam 28 adet kemik var ve bunlar birbirleriyle uyum içinde mükemmel bir ÅŸekilde hareket ediyor. Ellerin üzerindeki deriyse ince ve yumuÅŸak olmasına raÄŸmen çok sayıda yaÄŸ bezi içeriyor. Bu besler cildi korumak için “sebum” adı verilen yaÄŸlı bir madde salgılıyor. Avuç içlerindeyse cer bezleri bulunuyor, ellerin içindeki derinin daha kaim olmasının nedeni de bu. Vücudun pek çok kısmının aksine avuç içlerinde yaÄŸ bezleri yok ve avuçlar tüm vücudun en kuru bölgesi. Ellerin bir özelliÄŸi de yaÅŸlılığı en fazla ele veren yer olması. Üstelik eller bir kez yaÅŸlı görünüme bürününce bunu geri döndürecek fazla da bir ÅŸey yok! Bundan yıllar önce ellen daha genç ve dolgun hale getirmek için bir plastik cerrah, sıvı silikon enjeksiyonu enjekte etmiÅŸ, ancak silikon yer deÄŸiÅŸtirdiÄŸi için bu yöntem baÅŸarısızlıkla sonuçlanmış. Kısaca elleriniz için yapabileceÄŸiniz en iyi ÅŸey doÄŸru bakımla, masajla yaÅŸlanmalarını önlemek.

Ellerinizin düşmanları

Eller için en zararlı şeylerin başında su ve deterjanlar geliyor. Yani ev işleriyle uğraşan eller telidir altında. Temizlik için kullanılan maddeler elleri kurutuyor. Güneş ışınları tüm cildin olduğu gibi ellerin de baş düşmanlarından. Uzun süre korumasız şekilde güneşe maruz kalan eller yaşlılık lekeleriyle daha erken tanışıyor. Deniz suyu, rüzgar gibi çevresel faktörlere maruz kalmak, uzun süre toprakla uğraşmak yine ellerimizin güzelliğini bozuyor. İşte bu nedenle tıpkı yüzümüze olduğu gibi ellerimize de güneş ışınlarına ve çevresel faktörlere karşı koruma sağlayan bir ürün sürmeliyiz.

Bebek gibi ayaklar

İnsanların tam 4000 yıldır pedikür yaptırdığını biliyor musunuz? Antik çaÄŸlarda, Çin ve Mısır uygarlıklarında soylu kiÅŸilerin pedikür yaptırdığına, harta bunu sal altın gereçlerle yaptırdığına dair belgeler var. Eski Çin imparatorluÄŸunda ise; tırnaklara sürülen oje renginin kiÅŸinin sosyal statüsü hakkında bilgi verdiÄŸi -örneÄŸin asilzadeler siyah ya da kırmızı oje kullanıyormuÅŸ- yine kayıtlarda bulunmuÅŸ. Ayak bakımına özel bir önem veren eski Mısırlılar ise; yine ayak tırnaklarını soyluluk ifadesi olarak kırmızıya boyuyorlarmış. ÖrneÄŸin Kraliçe Nefertiti’nin ayak tırnakları kan kırmızı rengindeymiÅŸ.

Günümüzde, isteyen herkes ayak tırnaklarını istediği renge boyayabiliyor. Ancak pedikürün yapılma nedeni tam 4000 yıldır hiç değişmedi dersek, yanılmış olmayız: Pedikür, hâlâ ayakları ve ayak tırnaklarını mantar gibi hastalıklardan, enfeksiyonlardan korumanın en iyi yolu. İyi bir pedikür seansı manikürle büyük benzerlikler taşıyor. Bunda da, ayak cırnakları kesiliyor, tırnaklar törpüleniyor ve tırnakları çevreleyen fazla etler alınıyor. Ancak farklı olarak, ayak altı ve topuktaki ölü derilerin giderilmesi de pedikür işleminin bir parçası. Günümüzde, pedikürler genellikle kremle yapılan kısa bir masajla bitiriliyor. Eğer pedikürünüzü evde yapmak istiyorsanız, öncelikle kaliteli bir set edinmelisiniz. Eğer dilerseniz tarifim verdiğimiz, hazırlaması son derece pratik olan kremi de ayaklarınızın güzelliği için kullanabilirsiniz.

Lavanta ve nane yağıyla bakım

Om bir kapta susam ve lavanta yağını birbirine karıştırın. Ardından yıkayıp kuruladığınız ayaklarınıza bu yağla masaj yapın. Masaj sırasında parmaklarınızı, bileklerinizi ovun.

Sağlıklı manikür-pedikür nasıl olmalı?

Evet, bakımlı el ve ayaklar güzelliÄŸimizin vazgeçilmez bir parçası. Ama sadece iÅŸin güzellik kısmıyla ilgilenmek ve kendimizi iÅŸinde uzman olmayan kiÅŸilere teslim etmek büyük riskler almak anlamına geliyor. Çünkü yanlış manikür ve pedikür uygulamalarıyla çeÅŸitli sorunlarla karşılaÅŸmak olası. Tabii, bu sorunların en ciddisi olarak, vücuda Hepatitten HIV yani AİDS’e kadar çeÅŸitli virüsler almak geliyor.

Sağlıklı manikür-pedikür nasıl olmalı?

- Tırnak yüzeyi sert cisimlerle kalınmamalı.
- Tırnak Eti Çıkarıcısı yardımıyla tırnak ve tırnak eti birbirinden rahatlıkla ayrılabilir.
- Tırnak ellerini geriye iterken sert cisimler kullanılmamalı. Plastik uçlu çubuk kullanılmalı.
- Tırnak etleri pens veya makasla kesilmemelî, çünkü tırnak kak ve tırnak yatağı bakteri ve mantar hastalıklarına açık hale gelir.
- Manikür ve pedikür aletleri tahtadan ve kullanılıp atılan türden olmalı.
- Tırnak soyulmalarına yol açtığı İçin metal törpü yerine kağıt törpü kullanılmalı.
- Tırnak cilasının tırnaÄŸa zararım önlemek için tırnak “Destekleyici Alt Taban” veya “Koruyucu Ön Cila”sürülmeli.
- Aseton tırnağı kuruttuÄŸu için “Asetonsuz
- Oje Çıkana” tercih edilmeli.
- Manikür pedikür yapan kişiler, mantar veya bakteri enfeksiyonu olan tırnağa asla dokunmamalı, bu rahatsızlığı olan müşterilerine eldiven kullanarak ve müşterisinin özel manikür gereçlerini kullanarak uygulama yapmalılar.

Erkeklerde Estetik Ameliyatlar

26 Aralık 2011 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Plastik Cerrahi Haberleri

Estetikolgusu yanlızca kadınlara özgü bir şey değildir.. İlk olarak bayanlarımızın keşvettiği mükemmeliyete olan ilgiyi günümüzde beylerde doyasıya yaşamaya başladı.. Estetik hiç bir zaman kadınların özeli olmamıştır.. Erkeklerde pekala bu duyguyu tadabilir, daha güzel ve daha hoş görünmek onlarında hakkıdır..

Zamanın değiştiğini şuradan anlarız ki yıllar önce estetik cerrahi uzmanları ile görüşmek bepenmediği bir bölgesini estetik yaptırmak bunun anlaşılması korkunç derecede kişiyi utandırırken şimdilerde ise bu durum çok sıradanlaşmış ve rutin söyleşiler sıralamasında yerini almaktadır. Bu durumun başlıca nedeni ise teknolojinin bir hayli ilermesi ve estetik alanının bu teknolojiden son derece hızlı ve en iyi şekilde yararlanması olmuştur.

Erkeklerin açısından zaman değerlendirmesi yaptığımızda erkekler eskilerde estetik uygulamalarının para kaybı olduğu konusunda son derece ısrarlıyken bu zamanda bayanların en büyük destekçisi olması yanı sıra kendilerine de bu uygulamayı yaptırmayı içtenlikle düşünmektedirler.. Erkekler iş dünyasında daha kaliteli daha genç ve daha hoş bir görünüm ile kariyerlerinin doğru orantılı olduklarını bilmekte ve düşüncelerini buna göre yontmaktadırlar.

Eşler arasında ise estetik ameliyatlarının büyük bir önemi var.. Erkekler bir çok uygulama sonrasında çok daha güzel görünümlere kavuşan bayanlardan daha yaşlı ve bakımsız görünmek kesinlikle istemezler bu konudaki estetik uygulamalarda sırası ile fazla olan yağları aldırmak, büyük burunlardan kurtulmak, kepçe kulakları düzelttirmek olarak sıralanmaktadırlar.

Sayfalar: 1 2 3 ... 555 ►

stumbleupon

techme


Yeni Yazılar

  • SoÄŸuklar Cildinizi Bozmasın
  • Kadın Beslenmesi
  • DoÄŸum Sonrası Depresyon
  • Lazer Epilasyon
  • Sonbahar ve Cildimiz
  • Zayıflamak Mı Yoksa Kilonuzu Korumak Mı Önemlidir ?
  • Kozmetikte Organik Bakım Ürünleri
  • Cilt ve Saç Bakımı İçin Mucize BuluÅŸlar
  • El ve Ayaklarınızın Bakımı
  • Erkeklerde Estetik Ameliyatlar

Çok Okunanlar

  • Uçuk Nasıl Geçer
  • Estetik Doktorlara Hastalardan Sorular
  • Göz Altı Morlukları ve Tedavisi
  • Kepçe kulak EstetiÄŸi Fiyatları
  • YaÄŸ Aldırma EstetiÄŸi - Liposakşın
  • Çarpık Bacak ve Estetik Tedavi
  • Ben Aldırma Tedavisi
  • Estetik Operasyon Ücretleri
  • Estetik Video Görüntüleri
  • Estetik Maliyeti
  • Estetik

Kategori

  • Aesthetic Plastic Surgery
  • DiÅŸ EstetiÄŸi Uygulamaları
  • Estetik Güzellik Bilgileri
  • Estetik YaÅŸam Bilgileri
  • Hastalardan Bilgiler
  • Lazer Epilasyon Uygulamaları
  • Plastik Cerrahi Ameliyatları
  • Plastik Cerrahi DerneÄŸi
  • Plastik Cerrahi Fiyatları
  • Plastik Cerrahi Haberleri
  • Plastik Cerrahi Hastalardan Bilgiler
  • Plastik Cerrahi Resimleri
  • Plastik Cerrahi Videolar
  • Plastik Cerrahi İstanbul
  • Plastik Cerrahlar
  • Saç Ekimi Uygulamaları

Yeni Yorumlar

  • yagmur in Estetik Gamze OluÅŸturma
  • ebruli in DiÅŸ Teli Ücretleri FiyatlarÄ…
  • ceylin in 2011 Kabarık NiÅŸan Kıyafetl…
  • damla in Beyaz Koltuk Modelleri 2011
  • perihan in Göz Kapağı EstetiÄŸi İçin…
  • sultan in Estetik Doktorlara Hastalardan…
  • gökçe in 2011 2012 Ayakkabı Modelleri,…
  • murat in Aids Hastalığı Belirtileri

ArÅŸiv

  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • AÄŸustos 2011
  • Temmuz 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Åžubat 2011
  • Ocak 2011
  • Aralık 2010
  • Kasım 2010
  • Ekim 2010
  • Eylül 2010
  • AÄŸustos 2010
  • Temmuz 2010
  • Haziran 2010
  • Mayıs 2010
  • Nisan 2010
  • Mart 2010
  • Åžubat 2010
  • Ocak 2010
  • Aralık 2009
  • Kasım 2009
  • Ekim 2009
  • Eylül 2009
  • Haziran 2009
  • Mayıs 2009
  • Nisan 2009
  • Mart 2009
  • Åžubat 2009
  • Ocak 2009
  • Aralık 2008
  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • Nisan 2008
  • Aralık 2007

Plastik Cerrahi | Plastik Cerrahi Haberleri | Estetik Ameliyatlar | Plastik Cerrahi Videoları | İletiÅŸim | Plastik Cerrahi Fiyatları | Plastik Cerrahi Resimleri | Plastik Cerrahi DerneÄŸi
Lazer Epilasyon Uygulamaları | Diş Estetiği | İstanbul Estetik Cerrahi | Lazer Epilasyon Uygulamaları | Plastik Cerrahi Hastaları | Estetik Saç Ekimi
Burun Estetiği Resimleri | Sitemap | Gizlilik Sözleşmesi