• Ana Sayfa
  • İletiÅŸim

Kendi Yağınız İle Gençlesin

25 Nisan 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Plastik Cerrahi Haberleri

Yaşlanmaya bağlı olarak vücudumuzun yağ dokusunda azalma olur, bundan en çok yüz bölgesi etkilenir ve belli bir süre sonra yüzümüzde kırışıklık, içeri çökme gibi yaşlılık belirtileri gözükmeye başlar. İşte tüm bu kötü görüntülerden kendi yağımızı kullanarak yarım saat gibi kısa bir sürede kurtulabiliriz. Başta göbek olmak üzere vücudumuzun yağ fazlalığı olan bölgelerinden alınan yağın birtakım işlemlerden geçirilerek yüzümüzdeki çökmüş bölgelere, kırışıklık bulunan bölgelere verilmesine yağ enjeksiyonu denilir.

Estetik uzmanları bu yöntemin uygulandığı alanları şöyle sıralamaktadır; yüzdeki yaşlanmaya bağlı çizgilerin derinliğini azaltmak, dudakları dolgun hale getirmek, zayıf yüzlere, özellikle elmacık kemikler alanına daha dolgun görünüm vermek için kullanılır. Ancak bu yöntem, en sık olarak yaşlılığın oluşturduğu belirginleşen ve derinleşen yüz çizgilerini doldurmak için kullanılır.

Yüzünün zayıf-çökmüş görüntüsünden rahatsız olanlara ise, yanak, ağız çevresi ve çeneye yağ enjekte edilebiliyor. Erkan Dodanlı Yağ alma işleminin,ofis şartlarında, hafif sedasyon anestezisiyle 10-15 dakika içinde yapılabildiğini ve işlemden hemen sonra hastanın gidebileceğini söyledi. Ne kadar yağ alınacağı, enjeksiyon işleminde ne kadar yağ kullanılacağına bağlı olarak değişir.

Alınan yağın özelliğini kaybetmemesi için havayla temas etmeden hemen verilmesi gerekirve çok nazik olan yağ hücresinin beslenebilmesi için doku katmanlarına azar azarenjekte edilmesi gerekiyor. Kullanılmayan yağlar ise daha sonra kullanılmak üzere özel koşullarda saklanır. Enjekte edilen bölgede kişiye göre değişmek kaydıyla hafif şişlik ve morarma oluşabiliyor.

1-2 gün içerisinde bu şişlik ve morarmalar kayboluyor. Vücut daha sonra reaksiyon el dokuları oluşturarak bir denge sağlıyor. Kişiden kişiye değişse de, verilen yağın tümü vücutta kalmıyor, ilk 6 ay içinde, verilen yağların yaklaşık yarısı vücut tarafından emiliyor, geri kalanı sabit hale geliyor. İşlem tekrarlandığında, her seferinde daha fazla yağ dokusu destek doku olarak enjekte edildiği yerde kalıyor.

İşlemi her zaman tekrarlamak mümkün, yani tekrarlamanın hiçbir sakıncası yok. Daha genç görünmenin en kolay yolu kendi yağınızla güzelleşmektir.

Masa Başında Çalışmak Kilo Aldırıyor

10 Nisan 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

Yıllar geçtikçe vücut ağırlığımızı saÄŸlıklı bir ÅŸekilde korumak oldukça zor bir hal alıyor. Masabaşında çalışmak her yıl bize fark ettirmeden 2-3 kilo katıyor ve maalesef ki en çok kalınlaÅŸan yerimiz belimiz…

Çalışan kişiler için gün içinde sürekli oturmak, öğünlerden en az birini dışarıda yemek, bazı günler yoğunluktan dolayı su dahi içecek fırsatı yakalayamamak ve bunun gibi daha bir sürü etken vücut ağırlığımızda değişikliklere neden oluyor, işte kilonuzu korumanız için birkaç altın öğüt;

Sabah evden kahvaltı yaparak çıkın. EÄŸer vaktiniz yoksa ya 5 dakika daha erken kalkın ya da iÅŸ yerine giderken arabanızı güzel bir fırının önünde durdurun. Alacağınız 1 simit. 1 kutu süt veya sutlu kahve… 1 simit ortalama 3 ince dilim ekmek yerine geçtiÄŸi için baylar simidin hepsini bitirirken bayanların yarım simit yemesi yeterli gelecektir Burada yapılan hata kahvaltı için tercih edilen pastane ürününün poÄŸaça veya börek gibi yaÄŸlı besinler olması. Bunun yerme simit veya tost iyi bir alternatif.

Öğlen yemeğine kadar soluksuz çalışıyor olabilirsiniz. Ancak çekmecenize elinizi attığınızda, elinize alacağınız 1 avuç sarı leblebi, 2-3 ceviz, 2-3 adet kuru meyve alternatiflerinden herhangi bin öğle yemeğinde tabağınıza saldırmanızı engelleyecektir.

Öğlen yemeğinde yapılan en büyük hata karbonhidratı ayarlayamamaktır.

Çorba, pilav, makarna, patates, ekmek ve tatlı… Bu besinlerin hepsi karbonhidrat kaynağıdır. Tabaklarınızdan sadece 2 sini karbonhidrat kaynağı olarak seçin. ÖrneÄŸin çorba, etli patates yemeÄŸi, pilav ve yoÄŸurttan oluÅŸan bir menüde tercihiniz 3 kap karbonhidrattan sadece 2’si ve yanındaki yoÄŸurt olmalıdır.

Gun içinde bardak sayısı sayılamayan çay tüketimine masabaşı çalışan kişilerde alışığız. Çayda bir sıkıntı yok. Ancak ya içine atılan şekerler? işte bütün suçlu bardağınızın içindeki masum görünen şekerler. Eğer gününüz içeceksiz geçmiyorsa ilk yapmanız gereken, şekeri bırakıp çayın ve kahvenin kendi tadını algılamaya çalışmak. 1 ay sonra şekerli çayın tadını unutacaksınız. Tatlandırıcılar size destek olabilir.

Uzun süren toplantılar uzun süren açlık anlamına gelir. Aç kalma süreniz 3 saati geçerse, pankreasınızdan salınan insülin bir sonraki öğündeki yemeklerinizi karın bölgenizde depolamak için fırsat kollayacaktır. Toplantıda içeceğiniz bir fincan sütlü kahve, bir bardak taze sıkılmış meyve suyu. bir bardak ayran veya bir bardak meyveli süt hem iştahınızı kontrol altına almanıza hem de uzun süren açlığın getirişi olan bel bölgenizin yağlanmasına engel olacaktır.

Bazı besinleri tüketmek ve tükettikten sonra vücudunuza zararının dokunmaması için fiziksel aktiviteyi hayatınıza sokmalısınız. Eğer spor yapamıyorsanız; beyaz ekmek, beyaz pirinç, sofra şekeri, hazır meyve suyu. şekerli gazlı içecekler belinizi kalınlaştıracak en baş besinlerdir.

Akşam yemeğinizi dışarıda yemek durumundaysanız tercihlerinizi öğlen yemeğine gore yapmanızda fayda var. Öğlen kırmızı et içeren bir yemek yediyseniz akşam tercih edeceğiniz yemek beyaz et olmalıdır. Izgara balık, tavuk veya hindi eti oldukça sağlıklı bir tercih olabilir. Alkol tercihiniz ise beyaz şarap olursa, seçimlerinizde vücudunuzu üzmemiş olursunuz. Eğer yemeğinizi evinizde yiyebiliyorsanız, tercihinizin bol posalı koca bir tabak sebze yemeği olmasına özen gösterin. Sebze yemeği hem bağırsak sağlığınız hem de kilo kontrolünüz için size çok yardımcı olacak. Yanma ekmeğinizi ve yoğurdunuzu eklemeyi ihmal etmeyin.

Son olarak 6 ayda bir yaptıracağınız düzenli detaylı kan tahlilleri ile vücudunuzu her dönem yeniden tanımalısınız. Stresinizin, yaşınızın, hareketsizliğinizin ve yanlış beslenme düzeninizin bedeninize zarar vermesini önlemek için düzenli doktor ve diyetisyen muayenesinden geçmeyi ihmal etmeyin.

Meme Kanserinde Hayat Kurtaran Bir Adım

10 Nisan 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

Meme kanseri her 8-10 kadında bir görülen ve bu şıklığıyla kadınlar için kâbus haline gelen bir hastalıktır. Ülkemizde son yıllarda medyatik birkaç ismin meme kanserine yakalandığı haberi tüm kadınları tedirgin etmeye yetti. Aslında bir süredir önemsenmeyen bu riskin tekrar gündeme gelmesi kadınlar için bir uyarı, bir işaret olmuştur.

BilindiÄŸi gibi meme kanserinin tedavisinde erken tanı çok önemli. Aslında meme kansen tedavi edilebilen bir kanser… Hastanın erken evrede saptanması %100 kür diyebileceÄŸimiz hastalığın tamamen tedavi edilebilmesi ÅŸeklinde sonuçlanmasını saÄŸlıyor

Erken tanıda; kendi kendine meme muayenesi, risk faktörlerinin belirlenmesi, tarama çalışmaları büyük önem taşır. Tarama çalışmaları ve tanıda mammografinin yeri tartışmasız. Ancak ülkelerin finans sistemleri ve sağlıkçıları arasında öteden beri mammografi taramalarının hangi yaşta başlayacağı ve kaç yılda bir yapılması gerektiği hep bir tartışma konusu olmuştur.

Kendi alanında en saygın yayınlardan biri kabul edilen Radiology dergisinin Mart 2012 sayısında yayınlanan bir çalışma belki de bu tartışmalara son noktayı koydu denilebilir. Seattle’da. 1990-2008 yılları arasında meme CA tanısı konulan 2000 meme kanserli kadın arasında yapılan bu çalışmada; 40 yaşından itibaren ÅŸikayeti olsun ya da olmasın her kadına yılda bir mammografi yapılması sonucunda, 40-49 yaÅŸları arasında meme kanseri tanısı konulan hastaların sıklığı yaklaşık 2 kat artmış Ayrıca meme kanseri nedeniyle mastektomi yani memenin tamamının alındığı hasta sayısında yarı yarıya azalma olmuÅŸ bir baÅŸka deyiÅŸle erken tam nedeniyle hastaların yarısında memenin komple alınmasına gerek kalmadan meme koruyucu cerrahi ile tedavi mümkün olabilmiÅŸtir.

Özetle; kadınlar 40 yaştan itibaren şikâyeli olsun ya da olmasın, risk faktörüne bakılmaksızın mammografi çektirmeye başlamalı ve bunu yılda bir mutlaka tekrarlamaklar. Böylece meme kanserinin erken tanısı konulabilmekte, dolayısıyla da önce memenin sonrada hayatın kurtarılabilmesi mümkün olmaktadır.

Sağlıklı bir yaşam diliyorum.

Lazer lipoliz (smartlipo)

3 Mart 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
2 Yorum var Yazan admin
Kategorisi Lazer Epilasyon Uygulamaları

Bir kibrit kutusu peynir, iki zeytin..
Yıllardır hayatımızda diyet listeleri var. SaÄŸlıklı beslenmek tabii ki ÅŸart ama bölgesel fazlalıklardan kurtulmayı saÄŸlayan çok sayıda yeni yöntem var. Lazer lipoliz (smartlipo) de bunlardan biri. Nasıl uygulanır, hangi bölgelere etki eder, yan etkisi var mı? Siz sız olun diyet ve spor yaparak bölgesel fazlalıklarınızdan kurtulamayacağınızı bilin ve ardından bize kulak verin…

Nedir lazer lipoliz?

Lazer lipoliz, gündelik hayatımızı aksatmadan bölgesel yağlanmalarımızdan kurtulmamıza yardımcı olan pratik bir yöntem. Narkoz verilmeden uygulanıyor. Hastanede yatılmıyor.

Genellikle tek seansta sonuç alınıyor. Yurt dışında ‘laser assisted liposuction’ olarak da adlandırılıyor. Lazer ışığı ile doÄŸrudan yag hücresinin zarının patlatılması prensibine dayanıyor. Yag hücreleri kalıcı olarak sayıca azaltılıyor. Bu metot, liposcıılpture (vücut ÅŸekillendirme) uygulamalarında kullanılıyor.

Lazer lipoliz hangi bölgelere uygulanıyor?

Bölgesel yağlanma ve cilt gevşekliği tedavisinde kutlanılıyor. Karın, basen, bel gibi bölgelerin yanı sıra yüz bölgesi, çene altı, kol-bacak içleri, uyluk içi, diz içi, ayak bileği ve bacak bölgesindeki yağlardan kurtulmak için tercih edilebiliyor, işlem lokal anestezi ile yapılıyor. Lazer lipoliz yöntemi bölgesel yağ fazlalıklarının yanı sıra, ciltteki kolajen üretimini artırmak için de uygulanıyor. Bu da cildin daha genç görünmesine yardımcı oluyor. Uygulama yapılan bölgenin derisi daha canlı ve gergin görünüyor.

Lazer lipoliz yeni bir yöntem mi?

Dünyada 6-7 yıldır uygulanıyor ve son derece başarılı sonuçlar alınıyor. Lazer radyoaktif bir ışın olmadığından doğum sonrası emzirme döneminde bile güvenle uygulanabiliyor.

Lazer lipolizin avantajları neler?

I.azer lipoliz, kısa sürede iyileşmeye olanak veriyor. Uygulama için yapılan kes-i 1-2 mm. boyutunda olduğu için iz kalmıyor. Bir bölge için bir veya iki kesi yapılıyor. Uygulama sonrası doğrudan işe veya sosyal hayata dönülebiliyor. Sonuç, birinci haftada kendini göstermeye başlayıp, 1-2 ay arasında tam olarak onaya çıkacağı için, hastalar lazer lipoliz yaptırdı klanın söylemezlerse, kimse bir uygulama yapıldığını tahmin edemiyor.

Klasik liposuction ile arasında ne fark var?

Klasik liposuction işleminde o bölgeye tekniğe göre değişmekle birlikte sıvı veriliyor ve sonra yüksek bir negatif basınçla yağlar çekiliyor. Yağlar eritilmeden, sadece parçalanarak çekildiği için operasyon sonrası çukurluklar ve dalgalanmalar kalabiliyor. Liposuction işlemi genelde hastanede ve narkoz altında yapılıyor. Hastanede yatmak da gerekebiliyor. Sonrasında 10-15 gün süren morluk görülebiliyor. Uzun süre (4-6 hafta) korse kullanmak gerekebiliyor.

Lazer lipoliz uygulamasında, yağlar eritilerek alındığı için travmatik sonuçlar oluşmuyor. Operasyon sırasında ve sonrasında ağrı duyulmuyor. Korse giyme süresi uygulanan bölgeye göre değişiklik gösteriyor; genellikle 4-7 gün korse giyilmesi yeterli oluyor. Klasik liposuction sonrası oluşmuş çukurlukları düzeltmek için de kullanılabiliyor. Ayrıca klasik liposuction metotlarıyla vücut şekillendirmenin zor olduğu kol içleri, çene altı, boyun, üst karın bölgesi, sırt, ayak bilekleri gibi bölgeler de dahil olmak üzere tüm vücut bölgelerine uygulanabiliyor.

Kaç seans uygulama yapmak gerekiyor?

Lazer lipoliz, özellikle birkaç bölgesinde orta düzeyde yağ fazlalığı olan hastalarda tek seans, ileri düzeyde yağ fazlalığı olan hastalarda birkaç seans uygulandığında iyi sonuç veriyor.

Ne kadar süre dinlenmek gerekiyor?

Hasta uygulama yapıldıktan sonra hemen normal hayatına dönebiliyor.

Lazer lipoliz sonrası neler yapmak gerekiyor?

Uygulama sırasında yok edilen yağ hücreleri geri gelmiyor. Ancak hasla gereğinden fazla kalori alırsa vücuttaki tüm yağ hücrelerinde sadece hacim olarak artış olma olasılığı var. Bu durumda yağlanma homojen olarak gerçekleşiyor. Kilo dağılımı eşit oluyor, bir bölgeye yığılma olmuyor. Bu nedenle her zaman hastalara uygulama sonrası spor yaparak ve gıda alımında aşırılıkları varsa bunları azaltarak elde edilen sonucu korumaları tavsiye ediliyor. Lazer lipolizin 10 gün sonra başlanacak ve hastalara lenfatik drenajı sağlayıp, ödemi azaltan, cilt tonusunu olumlu yönde artıran radyofrekans ile soft masaj uygulaması ise sonuçların daha başarılı olmasını sağlayabiliyor.

Uygulama sonrası doğrudan işe veya sosyal hayata dönülebiliyor. Sonuç yavaş yavaş 2-4 ay arasında ortaya çıkacağı için hastalar uygulama saptırdıklarını söylemezlerse kimse bunu anlayamıyor.

Op. Dr. Alper Tuncel

30′lu YaÅŸlara İlk Estetik DokunuÅŸlar

3 Mart 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Plastik Cerrahi Haberleri

YaÅŸlanmanın ilk sinyallerinin verildiÄŸi yaÅŸlar 30′ların ortaları… Ama bu sizi kesinlikle endiÅŸelendirmesin! Yeni teknikler hem cildinizdeki kusurları minimuma indirmeye yardımcı oluyor hem de ileriye dönük önlem almanızı saÄŸlıyor.

PROBLEM: ORTA YÜZ DEFORMASYONU ÇÖZÜM: YAĞ ENJEKSİYONU

30lu yasların İlk yarısından sonra yüzün art ve üst yüz bölgesinde genellikte yer çekimine baÄŸlı bir düşme ve hacim kaybı meydana geliyor diyor. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanları… Üst yüz bölgesindeki çözüm yolunun genellikle botoks olduÄŸunu ekliyor. Fakat problem orta yüzde yaÅŸanıyorsa burada yaÄŸ enjeksiyonu devreye giriyor, “YaÄŸ enjeksiyonu, orta yüzde oluÅŸan hataları yok etmeye yardımcı oluyor. KiÅŸinin elmacık kemiklerinin çıkık olması her zaman daha hoÅŸ bir görüntü yaratır. Yapısal olarak bazı insanların orta yüzü basık olur. Yasla birlikte yanak kısmındaki yaÄŸ paketi hem aÅŸağıya düşer hem de küçülür. Bu bölgeler için çözüm olarak yaÄŸ enjeksiyonunu öneriyoruz. Uygulama vücudun yaÄŸlı bölgelerinden alınan yaÄŸ İle gerçekleÅŸiyor. Özel enjektelerle yaÄŸ alınıyor, iÅŸleniyor ve yüzün gerekli bölgelerine enjekte ediliyor. iÅŸlem lokal olarak yapılıyor.

YAĞ ENJEKSİYONUYLA KALICI ÇÖZÜM

Yağ enjekte edilen bölgede sürekli bir çözüm sağlanıyor ve genellikle herhangi bir geri dönüş gerçekleşmiyor. Alınan yağ ile burun ve dudak çizgilerinin yanı sıra yüz konturu doldurulabiliyor, çene kemiği güçlendirilebiliyor, çene ucu belirginleştirilebiliyor.

Son zamanlarda yağ enjeksiyonunun kullanıldığı bölgelerden bir diğeri de alın bölgesi. Bombeli bir alın yaratılabiliyor, Orta yüz bölgesinde yağ enjeksiyonu çok olumlu sonuç veren bir çözüm yolu olarak karsımıza çıkıyor.

PROBLEM: İNCE ÇİZGİ, NEM KAYBI, SARKMA ÇÖZÜM: SOFT BOTOKS, IŞIK DOLGUSU, ULTHERAPY

İNCE ÇİZGİLER “Doktor Bey yüzümde bir problem var ama ne olduÄŸunu çözemiyorum” diyo gelen hastalarımın genel yas ortalaması 35 diyor Estetik plastik cerrahi uzmanları.. “Çünkü 30′lu yasların ortaları cildin sinyaller vermeye baÅŸladığı yaÅŸlar. Özellikle açık tenli ve hassas ciltlerde ilk ÅŸikayetler; ince çizgiler, ciltteki lekelenmeler ve hacim kaybı oluyor.” ince çizgilerin daha da belirginleÅŸmemesi icin ‘Soft botoks’ uygulamasını öneriyor. Botoks uygulamasının genç ciltlerde daha hızlı çözüm vereceÄŸinden endiÅŸe duyulmaması gerektiÄŸini de vurguluyor. “15 ya da 30 gün aralıklarla enjeksiyon sistemi ile yapılan üç seanslık botoks tedavisiyle bir yıllık anti-aging etkisi hissedebiliyorsunuz. Bu, özellikle 35′li yaslardaki kiÅŸilerin en sık yaptırdığı uygulamalardan biri. Böylece ileriye donuk önlem almış oluyorlar.”

NEM KAYBI

Uzmanlar bu dönemde ciltteki nem dengesini korumanın çok önemli olduÄŸunu söylüyor. Kaybolan nemi tekrar yerine koymak için son dönemlerin en çok kullanılan uygulamalarından biri ise ‘ısık dolgusu’. Estetik uzmanı, dolgu ve vitamin terapisi arasında olan ısık dolgusu’nun cildin parlamasını ve yeniden onarılmasını saÄŸladığını söylüyor: “Bu uygulamayla ciltte dolgu efekti yaratılmıyor çünkü içinde çapraz baÄŸları çok gevsek yapılandıran hyalüronlk asit var, aynı enjeksiyon içinde cildin parlamasını ve yeniden onarılmasını saÄŸlayan vitaminler de yer alıyor. Bu vitaminler cildinize anti-aging bakım da saÄŸlıyor.”

ALT YÜZ BÖLGESİNDEKİ SARKMALAR

35 li yaÅŸlarda ortaya çıkan diÄŸer problemlerden biri de alt yüz bölgesindeki sarkmalar. Uzmanlar bu yaslarda yüzün baÅŸka bir seklide hacimlenmeye baÅŸladığını ve bu nedenle de sarkma meydana geldiÄŸini belirtiyor. Estetik plastik cerrahi uzmanı, bu yaslarda yanaklarınızı içe çekip, boynunuzu gergin tuttuÄŸunuzda daha İyi göründüğünüzü hissedersiniz diyor. “Burada sorun tam olarak çene hattının bozulması ve yüz ovalinin artık oval deÄŸil de yuvarlaklaÅŸmaya baÅŸladığının görülmesi. Bu durumda dolgudan uzak durulmalı..

Olabildiğince alt yüz daraltılmalı ve sıkılaştırılmalı. Burada yeni estetik tekniklerinden biri olan Ultherapy devreye girebilir. Ultherapynin ne olduğuna gelince; Cildinizi yaylı bir yatak gibi düşünün, o yaylı yatağı kaldırın ve dik bir konuma getirin. Eskimiş ve yayları gevşeyen yatak dik konuma gelince üstüne yattığınız taraf aşağıya doğru kayacaktır. İste cildimiz de bu yaylı yatak gibi, Sarkmanın fizyolojisi bu: cildin tüm katlarda aşağı yönde yer değiştirmesi… Cildin en alt tabakası kasın üzerine yapışık olan hattır ki Ultherapy bu katı sıkılaştırır ve daraltır. En art ile üst arasındaki bağlantıyı sağlayan yaylar da sizin kolajeninizdir. En üst tabaka da cildinizin görünen üst yüzeyidir. Bu nedenle buradaki akılcı çözüm bozulmaya başlayan yatağın önce oturduğu zemini tamir etmek arkasından da yayların yeniden yapılanmasını sağlamak. Ultherapy, cilt altına 3 ve 5 milimetre derinliğe ayrı ayrı verilebiliyor, Böylece, iki soruna da çözüm sunuyor. 3 milimetrelik başlıkla yaylar yani kolajen onarılması tetikleniyor, 5 milimetre baslıkla daha derinde yaylı yatağın en alt kısmı daraltılıyor, Böylece belirgin elmacıklar ve ön plana çıkan çene ve çene konturu oluşuyor, zamanla yanlış şekillenen yüz hacmi tekrar eski formuna kavuşuyor, 35 yaş hayatın en verimli çağının başladığı dönem. Doğru tedavilerle uzun süreler 35 yaşıda görünmek mümkün..

PROBLEM: GÖZ KAPAĞI SARKMASI ÇÖZÜM: BLEFAROPLASTİ (GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ)

“35 yas civarındaki hastalarımızın genellikle en sık baÅŸvuru nedenleri göz çevresindeki sorunlar oluyorâ„¢ diyor Estetik Plastik Cerrahi Uzmanları “Ailesel ve çevresel faktörlere baÄŸlı olarak özellikle kaÅŸlarda düşme, üst göz kapağında sarkma en çok rastlanan ÅŸikayetlerden. Göz çevresinde, yaslanmanın en önemli belirtilerinden biri olan göz çevresi ve kas düşüklüğü tedavisinde, düşüklüğün ÅŸiddetine göre birçok yöntem kullanılabiliyor. Botoks uygulaması İle kas yüksekliÄŸinde 0.5-1 santimetre artma saÄŸlanabileceÄŸi gibi dolgu uygulamalarıyla özellikle kasın dıs kenarında yükselme saÄŸlanabiliyor, Bazen kasın pozisyonu normal olduÄŸu holde, üst göz kapağındaki cilt ve yaÄŸ fazlalığından dolayı, kas göreceli olarak düşük gözükebiliyor, Bu durumda göz kapağı estetiÄŸi tek başına yeterli olabiliyor.”

GÖZLERE GENÇLİK DOKUNUŞU

Göz kapağı operasyonu (Blefaroplasti) orta yaslarda erken yapılan estetik, operasyonlarından biri. Blefaroplasti, göz kapaklarındaki fazla deriyi uzaklaÅŸtıran ve sarkmayı gideren bir uygulama. Estetik Cerrahi Uzmanları göz kapağı estetiÄŸi hakkında ÅŸunları söylüyor: “Taslanma İle üst göz kapağındaki deri fazlalaşıyor. Burada ki yaÄŸ dokusu öne doÄŸru bombeleÅŸiyor. Alt göz kapağında deri fazlalıkları katlar yapıyor, yaÄŸ dokusu, zarların gevÅŸemesiyle öne doÄŸru fıtıklaşıyor, göz artında yer yer çökmeler olabiliyor, Standart olarak bu operasyonda üst göz kapaklan kapak kıvrımından, alt göz kapaklar kirpik altından açılarak yaÄŸ dokusu fıtıklaÅŸmaları (herniasyon) için (gerekirse fazla yaÄŸ doku lan da alınarak) gerekli takviyeler yapılıp, deri fazlalıkları alınarak kapaklar gerginleÅŸmiÅŸ bir ÅŸekilde dikiliyor. Bu yolla yanağın üst dış kısmı bir miktar gerilebiliyor. Operasyon için genelde lokal anestezi tercih ediliyor. Birkaç hatta dış etkenlere duyarlı olunabileceÄŸinden, güneÅŸ gözlüğü takılması gerekiyor.”

PROBLEM: CİLT LEKELERİ ÇÖZÜM: GLİKOLİK ASİTLİ PEELING

“30 lu yaslardan sonra cildin rengi ve yapısı deÄŸiÅŸmeye baÅŸlıyor, Özellikle güneÅŸ ve solaryumu seven kiÅŸilerin cildinde lekeler oluÅŸuyor, çizgiler belirginleÅŸiyor ve elastikiyette kayıplar meydana geliyor, Sürekli aynı pozisyonda yatmak bile kırışıklıklar, yüzdeki doku kayıplarını artırıyor. Bir kiÅŸinin sürekli aynı bölgesine gelen güneÅŸ ısınları, aynı bölgeye yüzünün üzerine yatması 35 li yaÅŸlarda yüzdeki asimetrik yaÅŸlanmaların oluÅŸmasına neden olabiliyor.

YÜZEYSEL PEELING AJANI

Plastik Cerrahi Uzmanları bu durumda glikolik asitli peeling ve kremlerle cildi arındırmanın mümkün olabileceÄŸini söylüyor, “Glikolik asit yöntemiyle derinin epidermis tabakası kontrollü bir seklide kaldırılarak hücrelerin kendilerini yenilemeleri ve cildin canlanması saÄŸlanıyor. Glikolik asit günümüzde kullanılan en yaygın yüzeysel peeling ajanlarından biri. DeÄŸiÅŸik yüzdelerde glikolik asit bileÅŸiÄŸi İçeren ürünlerle hazırlanan peeling, hekim tarafından uygulanmalı. Bu İşlem genellikle 4-6 seans sürüyor. Sonrasında mutlaka nemlendirici, leke açıcı kremler, güneÅŸ koruyucuların kullanılması gerekiyor. Glikolik asit; akne tedavisinde, parlaklığını kaybetmiÅŸ ve güneÅŸten hasar görmüş ciltlerde de tedaviye yardımcı oluyor.”

Aging Management Estetik Uygulaması

27 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

SAĞLIKLI YAŞAM İLE KALİTELİ BİR GELECEK

SON YILLARDA YÜKSELİŞE GEÇEN AGING MANAGEMENT UYGULAMALARINI SİZİN İÇİN ARAÅžTIRDIK. KISA SÜRE ÖNCE HİZMETE GİREN “ZİNDE SAÄžLIKLI YAÅžAM KLİNİĞİ” İLE İLGİLİ BİLGİLER EMİNİZ İLGİNİZİ ÇEKECEK.

10-15 yıldır büyük ilgi gören anti-aging yaklaşımı yerine, son iki yıldır aging management uygulaması yükselişe geçti. Yaşamı ve yaşlanmayı yönetmek olarak tanımlanan bu yaklaşımda kişileri yoran, yıpratan, hasta eden veya yaşlandıran etkenlerin tanımlanması ve önlemler alınması üzerinde duruluyor. Klinikte; tıbbi olarak dengeli durumda olan bireye;

- Stres yönetimi ve stresle basa çıkma
- Güneşten korunma ve bakımı
- Çevresel koşullar ile yıpranan cilt ve saç için tedavi kürleri
- Dengeli beslenme ve kişiye özel diyet programlan
- Uyku ve uyku bozukluğu için çözüm önerileri
- Su ve sıvı almaya yönelik öneriler
- Bölgesel zayıflama programları
- Selülit önleyici ve giderici çözümler
- Detoks uygulamaları konularında saÄŸlık hizmetleri sunuluyor. Klinikte ve rilen hizmetler ve yapılan çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgiyi sahibi Dr. Ahmet Atalık’tan aldık.

İç ve dış etkenlere karsı ne gibi çözümler sunuyorsunuz?

Sorgulama ve muayene ile mevcut sorunlar ortaya konur. Amaç hastanın genel durumunu değerlendirip programına karar vermek, yaşam şekli çerçevesinde yaşlanmasını yönetmeyi öğretmektir. Programın temel özelliği kişilerin yaşam biçimlerini tanıyıp olumsuz alışkanlıklarını değiştirmek.

Günümüzün en önemli sorunlarından stres konusunda neler yapılabilir?

“Stres ve BaÅŸa Çıkma Yöntemleri” temalı dört seanslık bir terapi ile hastaların sorunlarını nasıl yöneteceklerini gösterip kendilerini nasıl koruyacaklarına odaklanıyoruz.

Detoksu ne gibi durumlarda uyguluyorsunuz?

Dengeli beslenme, spor, dinlenme ve uygun miktarda sıvı alma bedenimizin oluşturduğu zararlı atıkları yok eder. Bunun için dışarıdan destek almak gerekebilir. Özellikle kronik hastalığı olanlarda, alkol-sigara kullananlarda ve yoğun çalışanlarda ozon ile yapılan detoks uygulamaları iyi sonuçlar veriyor.

Cilt yıpranması ve yaşlanması konusunda neler öneriyorsunuz?

Gelişmiş tıbbi cilt bakım ve tedavi cihazları ile temizleme, radyo frekans, soyma gibi işlemleri uyguluyoruz. Klasik yıpranmış cilt bakımı yanında onarıcı, leke giderici ve akne karşıtı tedaviler yapıyoruz. İnce çizgilenmeler, kırışıklıklar, çöküntüler, deformiteler ve asimetriler kişilerin ifadeleri bozulmadan radyo frekans, lazer, dolgu ve Botox uygulamalarıyla gideriliyor.

Bölgesel zayıflama uygulamalarınızdan bahseder misiniz?

Ne kadar diyet yapılırsa yapılsın belirli bölgelerde zayıflama sağlanamaz. Bu nedenle yeni nesil tıbbi ultrasonik kavitasyon, lenf drenaj ve pasif jimnastik cihazları doktor ve diyetisyen kontrolünde tıbbi kurallara uygun olarak uygulanıyor.

Bölgesel zayıflama ile birlikte, kas yapısını şekillendirmek amacıyla turbosonik ve pasif jimnastik aletleri yardımıyla egzersiz alışkanlığı geliştirilebilir. Selülit ile başa çıkmak için dengeli beslenme, egzersiz ve çeşitli tıbbi müdahaleler uygulanabilir.

Lazer epilasyon ve cilt sıkılaştırma konularındaki önerileriniz?

Lazer uygulaması mutlaka doktor kontrolünde ve tıbbi birimlerde uygulanmalıdır. Yeni nesil lazerlerin soğutarak acıyı azaltma özellikleri var. Sonuca hızlı ve kalıcı ulaşılması açısından tercih edilebilir.

Soğuklar Cildinizi Bozmasın

23 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik Güzellik Bilgileri

Kış soğuğundan en fazla etkilenenler beyaz ve hassas tenli olanlardır. Beyaz ve hassas tenli olanların kış mevsiminde ciltlerine özellikle dikkat etmeleri önerilir. Aksi halde soğuk hava cildin parlaklığını, rengini vc nemini alır. Nemi kaybolan cilt kuruyup-sertleşir ve matlaşır. Böyle bir ciltte süratle pürüzler, kırışıklıklar oluşur ve cildin yaşlanması hızlanır.

Kış mevsiminin cildimiz için getirdiği en büyük tehlikelerden ve özelliklerden biri soğuğun kan dolaşımını yavaşlatmasıdır. Bu yavaşlatma derinin dayanıklılığını ve nemini zaten azaltmıştır. Hassas tenliler soğukla karşılaşınca nemsiz kalıp, gerilen deride çatlaklar, kızarıklıklar ve kanamalar meydana gelir. Deri kızarır, kaşınır hatta pul pul dökülebilir.

Bu hale gelen deride egzama ve sedef gibi deri hastalıkları başlayabilir.

Eller, Dudaklar ve Yüz

Soğuktan önce vücudun açıkta kalan, ince yerleri etkilenir. Bunlar eller, dudaklar ve yüzdür. Yüzde dudakları göz çevresi izler. Alınacak ilk önlem havaya çıkarken bu bölgeleri koruyucu ve nemdirici ile nemlendirmek olmalıdır.

Hassas tenlilerin eldiven, gözlük, şapka ve atkı ile bu bölgeleri korumaları yararlı olur. Çünkü kişi olduğundan yaşlı gösteren ilk kırışık göz çevresinde oluşur.

Ellerin de taze ve yumuşak kalmaları önemlidir. Üstelik gün boyunca sıcak ve soğuk suyla karşı karşıya kalan eller soğuktan çok çabuk etkilenir. Bu nedenle evde iş yaparken, özellikle bulaşık yıkarken eldiven kullanılmalı ve her gün eller 5-6 kez nemlendirici ile nemlendirilmelidir.

Kadın Beslenmesi

23 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

Kadın olmak psikolojik ve fizyolojik olarak çok farklı özellikler taşır. Her döneminin gerektirdiÄŸi farklı ihtiyaçlar vardır Tüm bunların çok doÄŸru saptanması ve yerine mutlaka konması gereklidir. Bu anlamda. “Kadın Beslenmesi” dendiÄŸinde, Menstrual Döngünün baÅŸladığı dönem regl sırası, PMS (premenstrüal sendrom). hamilelik öncesi, hamilelik sırası, emziklilik, menopoz ve osteoporoz süreçlerinin tümünün ayrı ayrı incelenmesi ve deÄŸerlendirilmesi gerekir..

1)MENSTRÜAL KANAMA (REGL) DOĞURGANLIK SÜRECİNİ BAŞLATAN OLAYDIR.

Doğurganlık çağındaki kadınlar için beslenme her aşamada çok önemlidir. Özellikle aylık menstrual siklusta beslenmeye çok dikkat etmek gerekir.

Vücuttan özellikle demir atımı olduğu ve demir eksikliği anemisi çok yaygın görüldüğü için yeterli demir alımı sağlanmalıdır Yoğun kanaması olan kadınlarda demir kaybı daha fazladır. Aşın kanama olması halinde jinekologunuzla görüşerek durum değerlendirmesi yapılması önerilir.

Eksilen demir miktarını yerine konmazsa güçsüz, yorgun, hissedebilirsiniz ve anemi (kansızlık) gelişebilir.

Özellikle regl öncesi ve sırasında:

*Demirden zengin kırmızı et (kolesterolünüz yüksekse haftada 2 kez,
*Tavuk ve hindi (hindi, tavuktan biraz daha fazla demir içerir.
*Tam tahıllar,
*Kuru baklagiller ve
*Yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.

Bitkisel kaynaklı demirin vücut tarafından emiliminin artırılması için ise C vitamini içeren besinlerle birlikte tüketilmesi gerekir. Eğer demiz eksikliğiniz varsa, demir ilacı kullanımı için mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.

2)PMS (PREMENSTRÜAL SENDROM)

Premenstrüal Sendrom kişiden kişiye farklı belirtiler göstermekle beraber, periyottan 14 gün önce başlayan ve periyot bitimiyle sonlana bir durumdur.
Genellikle bu dönemde vücutta yoğun bir şişlik, ödem ve baş ağrısı görülür Buna bağlı sıkıntılar gelişir.

Amenka ve Kanada’da yapılan araÅŸtırmalarda, tıp sorunlardan ÅŸikayetçi kiÅŸilerde, regl döneminden 1 hafta veya 10 gün önce tuz tüketiminin kesilmesinin olumlu etkileri olduÄŸu gösterilmiÅŸtir Tuzun bileÅŸimindeki sodyumun su tutma özelliÄŸi nedeniyle yaÅŸanan bu sıkıntıları azaltmak için sodyumu düşük, potasyumu yüksek besinler tüketilebilir. Sucuk, salam, sosis gibi ürünler, hazır çorbalar, turÅŸu ve salamura besinler bu dönemde aşın tüketilmemelidir. Badem, kayısı, avokado, muz brokoli, esmer pirinç, lahana pazı. incir, balık, sarımsak, yeÅŸil yapraklı sebzeler, baklagiller, portakal, maydonoz ÅŸeftali, patates, soya fasulyesi, ceviz gibi potasyum içeren besinlere, beslenme planınızda yeterli ve dengeli bir biçimde yer verilmelidir.

Tatlı isteği ise mümkün olduğu kadar meyveli yoğurt, kurutulmuş meyveler ve ceviz/ badem/ fındık birlikte tüketilen ara öğünler tüketin Yine küçük porsiyonlarda doğal tatlandırıcı ile hazırlanmış light sütlü tatlılar, diyet dondurma veya enerjisi azaltılmış yağ ve tam tahıllı unlarla hazırlanmış yiyecekler de hazırlayabilirsiniz.

3) HAMİLELİK ÖNCESİ:

Bu dönemde yeterli ve dengeli beslenme çok önemlidir.

*Özellikle folik asit, mutlaka yeterli tüketilmelidir. Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak ve buğday zengin kaynaklardır.

*Demir alımı ve emilimi için C vitaminine dikkat edilmelidir Demir. Kırmızı et. yumurta, tahin, pekmez, kuru baklagiller, yeşil yapraktı sebzelerde bulunur C vitamini ise 100 gramındaki C vitamini mıktan sırasına göre, yeşil sivri biber, karnabahar, ıspanak, çilek, portakal, greyfurt, mandalına şeftali domates gibi besinlerde vardır.

*B6 vitamini (balık, tam buğday, yeşil yapraklı sebze, kuru meyvelerde yoğun olarak bulunur.) ve E vitamini (zengin olarak sebzelerde, sıvı yağlarda tahılarda, yumurtada bulunur) de yine hormonal denge ile ilgili görev alır.

4) HAMİLELİK

Vücutta yumurtalıklarda üretilerek salgılanan östrojen ve progesteron hormonları sayesinde oluşan bu dönemde, kadının vücudunda, bir yandan bebeğin oluşması ve gelişmesi, diğer yandan da annenin artan ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için beslenmede mutlaka önemli değişiklikler yapılmalıdır. Ayrıca hamilelikte oluşturulan depolar emziklilikte kullanılacağı için, hamilelik dönemine yoğun özen gösterilmektedir.

Hamilelikte kilo kontrolüne dikkat edilmez veya yeterli-dengeli beslenme sağlanamazsa aşın beslenme, şişmanlık güç doğumlar, ölü doğumlar, prematüre (erken) doğumlar, düşük ağırlıklı doğumlar, beden veya zihinde gelişim bozukluktan görülebilir. Bu nedenle hamilelikte gerekli olan enerji ihtiyacı annenin oksijen tüketimi ile ölçülerek değerlendirilmeli, ihtiyacı olan tüm besin grupları sağlanmalı, hamilelikte beslenme önerileri diyetisyeniniz tarafından verilmelidir.

HAMİLELİKTE BESLENME İLKELERİ

*Anne ve bebeğin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, tüm besin gruplarından her öğünde yeterli ve dengeli miktarlarda tüketilmelidir.

»Gelişen bir bebeğin vücut hücrelerinin çoğu proteinlerden yapıldığı için tüm besin grupları gibi proteinlere dikkat edilmelidir. (Yumurta et hindi tavuk, balık, süt. peynir, yoğurt, kuru baklagiller ve ceviz/fındık/badem gibi kuruyemişlerde bulunur.)

*Bebeğin ve annenin sağlığı açısından son derece önemli olan, Folik asit.. Bebeğin zihinsel ve bedensel gelişimi için gerekli olan folik asit. Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak ve buğday zengin kaynaklarıdır.

B12 vitamini: Bilişsel fonksiyonlarda görev alan B12 vitamini için. Süt, peynir, batık zengin kaynaklardır.

A Vitamini: Havuç, kayısı, yumurta ve ıspanak zengin kaynaklandır. D ve C Vitaminleri çok önemlidir

Demir: Kan yapımında görev alan demirden zengin kaynaklar, yumurta, pekmez tahin, ıspanak, kuru kayısı, kuru üzüm. kuru baklagillerdir

Kalsiyum: Kemik gelişimi için önemli olan kalsiyum, süt ve ürünlerinde zengindir.

Çinko: Bebekte büyüme yetersizlikleri, olu doğumlar ve doğumsal anomaliler görülebilir. Peynir, badem, ceviz, buğday ve bulgurda zengin olarak bulunur.

İyot: Yetersizlikleri düşük ve olü doğumlara neden olabilen iyot. balık ve deniz ürünlerinde, tavukta, beyaz peynirde, kuru baklagiller, yumurta ve sütte zengin olarak bulunur. Bahsettiğimiz mineraller de mutlaka yeterli miktarlarda alınmalıdır.

Tüm bu vitamin ve minerallerde eksiklik söz konusu ise, doktorunuz gözetiminde dışarıdan ek olarak verilmelidir.

*Omega- 3 ve omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, bebek gelişimi için çok önemlidir (Özellikle, somon, uskurum gibi yağlı balıklar, yağ asidi içeriği çok dengeli olan kanola yağı, ceviz soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzeler gibi besinler) beslenmede mutlaka yer almalıdır.

*Her gün tüm besin gruplarından yeterli miktarlarda tüketilmelidir.

*Alkol sigara ve uyuşturucu maddeler kesinlikle kullanılmamalıdır.

*Kafein tüketilmemeli, kafein içeren çay, kahve yerine sut, ayran, şekersiz komposto, taze meyve suyu gibi besinler tüketilmelidir. Ayrıca yeşil çay da tüketilmek isteniyorsa kafeinsiz olarak tercih edilmelidir.

*Hamilelikte sıklıkla yaşanılan, kabızlık problemini önlemek için posa içeren besin tüketimine, yeterli su içmeye ve doktorunuzun izin verdiği ölçüde egzersiz yapmaya dikkat edilmelidir

*Yeterlı sıvı tüketimine dikkat edilmeli, hamilelikte oluşabilecek olan ödemi azaltmak için mutlaka yeterli su tüketilmelide.

*Herhangi bir ilaç, vitamin veya mineral kullanılmadan önce kesinlikle doktora danışılmalıdır.

*Kilo alımı düzenli bir şekilde kontrol edilmelidir çünkü eksik veya fazla kilo alımının sakıncaları büyüktür.

Doğum Sonrası Depresyon

7 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Estetik YaÅŸam Bilgileri

Doğum, kadın için en önemli olaylardan biridir. Doğum sonrası dönem aileye yeni bir üyenin katılması ile yeni bir düzen kurulur. Kadınlar doğum sonrası ilk yıl içinde, psikiyatrik hastalıklar (anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon ve nadiren psikoz) açısından anlamlı risk alımdadır. Ancak depresyon bu hastalıklar açısından en baskını olduğundan doğum sonrası psikiyatrik hastalık dendiğinde ilk akla gelen doğum sonrası depresyondur. Yaşanma sıklığının yüzde 10 olduğu kabul edilir.

Belirtileri

DoÄŸum sonrası depresyonun bulgularını, doÄŸum sonrasındaki ilk günlerde sıklıkla görülen “Poslpartum Blues/Lohusalık Hüznü”nden ayırt edilmesi güç olabilir. Poslpartum Blues yeni doÄŸum yapmış annelerin yaklaşık yüzde AO’ında normal sınırda olan bir üzüntü, veya endiÅŸe hali, kolay ve sık aÄŸlama, en yakınlarına sıkıca bağımlılık tablosu ÅŸeklinde ortaya çıkar. Bu durum genellikle en fazla 10 gün sürer ve belirtiler kendiliÄŸinden yakınların sosyal desteÄŸi ve ilgisiyle kaybolur.

Lohusalık Hüznü’nün sebepleri arasında kadında doÄŸumla birlikle ani geliÅŸen hormonal deÄŸiÅŸiklikler, doÄŸum süreciyle ve bebekle ilgili endiÅŸeler ile annelik rolünün kadına getirdiÄŸi sorumlulukların farkında lığı sayılabilir. Nadir olarak 10 doÄŸum yapan kadından birinde daha ÅŸiddetli bir depresyon tablosu geliÅŸebilir. DoÄŸum sonrası depresyon genellikle daha 2′nci ve 8″nci haftalar arası baÅŸlar ve en çok bir yıl kadar sürer. Tedavi görmeyen kadınlarda 3 ay ile bir yıl arasında kendiliÄŸinden düzelebilir. Annenin bebeÄŸine karşı ilgisizliÄŸi veya hostil / nefret etme duygulan ön plandadır. Anne bebeÄŸine yeterli bakımı vermemekten ve hatta bebeÄŸine zarar vermekten korkabilir.

Nedenleri

Bazı risk etmenlerini taşıyan kadınlarda doğum sonrası depresyonun daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bu risk etmenleri kadının ya da eşinin işsizliği, sosyal desteğin yetersiz olması, evlilik sorunları, ölüm ve ayrılık gibi beklenmedik yaşamsal olaylar, planlanmamış gebelikler, multiparite (birden fazla doğum yapma), daha önceki gebeliklerde depresyon geçirilmesi, yüksek riskli gebelik yaşamış olması, kayıpla sonlanan gebelik ve doğum deneyimleri, erken anne-bebek ayrılığı ve bebeğin bakımı ile ilgili duyulan kaygılardır. Annenin ailesinde geçirilmiş PPD öyküsü de riski arttıran bir etmendir. Bir ya da daha fazla risk etkeni taşıyan kadınların doğum sonrası depresyon için taranması önerilmekledir. Tarama için en sık kullanılan yöntem Edinburgh Postpartum Depresyon Skalası dır.

Biyolojik faktörler, gerek genetik gerekse hormonel yeni doğum yapmış olan kadının anksiyete eşiğinin düşmesine, günlük stres yaratan durumlarla daha zor baş etmesine sebep olmaktadır. Genetik etkenlerin üstünde durulmasının sebebi PPD gelişen kadınların birinci derece akrabalarında mizaç bozukluğu oranının normal popülasyona göre daha yüksek olmasıdır, Hormonel sebepler incelendiğinde, bazı veriler östrojen hormonunun rolü olduğunu düşündürse de yapılan araştırmalar bunu desteklememiştir. Kortizol düzeyinin etkisini değerlendiren araştırmalarda da anlamlı bir sonuç çıkmamıştır. Bazı araştırmacılar, doğum sonrası geçici tiroid disfonksiyonunu PPD ile ilişkilendirmişlerdir. Depresif mizacın tiroid bozukluğu ile ilgili olabileceği düşünülmektedir.

PPD ele alındığında anne sütü ile beslemenin olumlu ve olumsuz etkileri olabilmektedir. Anne sütü veren kadınlar, kendilerine ayıracak zamanlarının çok az oluÅŸu, emzirme nedeniyle uykusuz kalmaları, ilaç kullanmaları gerektiÄŸinde bebeÄŸe zararı olacak endiÅŸesi duymaları gibi nedenlerle kolaylıkla negatif duygu durumuna girebilirler. Bunun yanında anne sütünün hızla kesilmesinin, bazı hormonal deÄŸiÅŸiklikler yoluyla depresif belirtileri daha da kotüleÅŸtirdiÄŸi düşünülmektedir. DoÄŸum sonrası depresyon sık görülmesine karşın çoÄŸu kez tanı konulamamaktadır. Hu durumun baÅŸlıca nedenleri kadının negatif duygulan nedeniyle kendini yalnız hissetmesi veya kaygılarından utanması, rutin kontrol için çaÄŸrıldığı doÄŸum sonrası 6′ncı haftaya katlar doktorla görüşme olanağı bulamaması ya da hangi bölüme baÅŸvuracağını bilememesi, yeni doÄŸan bebeÄŸin verdiÄŸi heyecanla yakınmalarını dile getirememesi olabilir. Ayrıca çevrenin ilgisinin daha çok yeni doÄŸan bebek üzerinde oluÅŸu sebebiyle PPD gözden kaçabilir.

Neler yapılmalı?

Ülkemizde PPD ile ilgili yapılan çalışmalar oldukça yetersizdir. Çok merkezli ve büyük sayıda gebenin doğum sonrası takibi ile yapılacak çalışmalar ile Türk toplumuna özgü risk faktörleri daha net saptanabilir. Sağlık çalışanları, anne ve bebek için ciddi tehdit oluşturan bu hastalığa karşı daha duyarlı olmalı ve uygun müdahale zamanında yapılmalıdır.

DoÄŸum sonrasında annenin uyku düzenini saÄŸlamak konusunda anneye yardımcı birinin varlığı ile çoÄŸunlukla annedeki kaygıları ve hüzün hali kendiliÄŸinden kaybolur. Ancak bazen PPD’nin belirtilerinin ÅŸiddeti çoÄŸalabilir, bu durumda annenin emzirmeyi bırakması önerilir ve antidepresan tedavisine baÅŸlanır. Hasta yakın takibe alınır, ayrıca hastanın eÅŸiyle de görüşme yapılarak dununu hakkında bilgi verilir. Destekleyici terapi uygulanır. Tablonun ÅŸiddetli olduÄŸu bazı durumlarda psikiyatrik tedavi görmesi düşünülebilir. EÄŸer PPD erken dönemde ve yelerince tedavi edilmezse, yıllarca sürebilen tedavisi zor bir hale dönüşebilir.

Lazer Epilasyon

7 Ocak 2012 | E-Posta | digg it | trackback | comment RSS feed
Yorum yok Yazan admin
Kategorisi Lazer Epilasyon Uygulamaları

Leke tedavisinden, çatlak belirsizleştirmeye; kılcal damar tedavisinden cilt yemlemeye kadar çok farklı alanda kullanılan lazer, son yıllarda epilasyon alanında çok kullanılan ve kadınların yanı sıra erkek/erin de başvurduğu bir yöntem haline geldi. Epilasyon alanında kullanılan ve farklı çeşitleri bulunan lazerle ilgili yeterince bilgi sahibi miyiz? Lazer epilasyon kimlere ve hangi bölgelere yapılabilir? Bronz tene lazer epilasyon uygulanabilir mi? Lazer epilasyomm yan etkileri neler?

WR: Lazer, epilasyon dışında hangi uygulamalarda kullanılıyor?

Lazer günümüzde estetik amaçlı olarak enflasyon dışında cilt gençleştirme ve yenileme amacıyla, leke tedavisinde, ben tedavisinde, kılcal damar tedavisinde, dinme silme işlemlerinde, sivilce izlerinin yarattığı skarların tedavisinde, ameliyat izlerini azaltmada, çatlaktan belirsizleştirmede kullanılmakladır.
Estetik amaç haricinde ise gözde, prostatta ve başka alanlarda da lazer kullanılmaktadır.

WR: Epilasyon için Kullanılan farklı türde lazer uygulamaları var. Bunların en etkilisi ve epilasyon için en uygun yöntem hangisidir?

Epilasyon günümüze kadar birçok aşamalardan geçmiştir. Önce vax-ağdalar kullanılmaya başlanmış, sonra kıl köklerinin yakıldığı iğneli epilasyona geçilmiş, daha sonra laz.er benzeri ancak lazer ol-mayan ışıklar (IPL) kullanılmış ve günümüzde altın standart olan lazer epilasyona geçilmiştir.

Tek bir yöntem bütün tüylerde etkili olmayabiliyor, örneğin koyu kıl açık tenlilerde lazer epilasyon oldukça başarılı iken, ince tüylerde ya da açık renkli san-beyaz tüylerde lazer etkili olamıyor. Yine günümüzde de Alexandrite lazer. Diode lazer ve Nd Yag lazer bu amaçlı kullanılıyor.

WR: Alexandrite lazerden sonra duyduğumuz Diod lazerin, Alexandrite lazerden farkı nedir?

Alexandrite lazerde, kullanılan dalga boyundaki enerji, melanin tarafından çok iyi absorbe edilir. Hu nedenle açık renk cilt ve siyah tüylere sahip bir kişi için Alexandrite lazer oldukça etkilidir. Uygulama süresinin kısa olması, hasla açısından konforlu ve diğer lazerlere göre az acı hissedilen tipte olması sebebiyle sık tercih edilen lazer epilasyon cihazlarındandır.

Diod lazerde ise bu dalga boyunda melanin çinilimi Alexandrite lazere göre daha azdır; bu nedenle Diod lazer ile sadece açık tenlilere değil esmer ve bronz tenlilere de uygulama yapılabilir. Uzun dalga boyuna sahip olduğundan, lazer ışığının daha derine ulaşabilmesini ve derindeki kıl köklerini tahrip etmesini sağlar. Aynı zamanda Diod lazerle diğer cihazlar ile uygulama yapılamayan ince ve açık renkli kıllara da uygulama yapılabilir. Hu özelliklerinden dolayı diğer ci-hazlara oranla daha geniş bir kitleye hitap etmektedir. Ancak açık ten koyu kıl ve geniş yüzeylerde ilk tercih Alexandrite lazer olmaktadır.

WR: Lazer epilasyon herkese uygulanabilir mi?

Lazer epilasyon kadın erkek herkese yapılabilir. Kıl oluÅŸumu tamamlanmış ve uygulamaya engel teÅŸkil edecek herhangi bir saÄŸlık problemi olmayan herkes lazer epilasyon yaptırabilir. Yine de hamilelere, epilepsisi olan hastalara, ciltte lezyonları olan hastalara önerilmez. Genç kızlarda 12 – 13 yaşından itibaren kıl oluÅŸumu tamamlamışsa uygulama yapılabilir. Beyaz renkli kıllar renk pigmenti içermediÄŸinden lazer epilasyon olan etkilenmeyecektir.

WR: Lazer tüylere nasıl bir etki yapıyor?

Epilasyon uygulamasında gönderilen enerji, kıl folikülündeki melanin pigmenti tarafından emilir ve burada ısı enerjisine dönüşür.

Kıl kökündeki sıcaklık yaklaşık 60 dereceye ulaşır ve bu şekilde kıl kökü tahrip edilir, kılın beslenmesi bozulur.

Vücudumuzdaki kıllar tüm bölgeler için aynı anda 3 farklı evrede bulunmaktadır. Lazer epilasyon kılların ilk evresinde sadece anajen (aktif) dönemdeki kılları etkiler. Bu nedenle hiçbir cihazla tek seansta uygulanan bölgedeki tüm kılları yok etmek mümkün değildir. Tedavi süreci kişinin cilt rengi, kıl rengi, kılın kalınlığı ve yoğunluğuna bağlı olmakla birlikte vücut bölgeleri için ortalama 4-6 seans, yüz bölgesi için ortalama 5-8 seans sürer. Uygulama yapılan bölgede tedavi sonunda ortalama yüzde 80 oranında kılın yok olması, epilasyonu başarılı kılmaktadır. Tamamen bitecek diye bir kural yoktur.

WR: Lazer epilasyon vücudun ve yüzün her bölgesine uygulanabilir mi?

Üst göz kapağı ve göz çukuru dışında tüm vücut bölgelerine uygulanabilir. Tabi yüz ve vücut bölgelerinde hastaya ve kıla bağlı olarak farklı lazerler tercih edilmelidir.

WR: Yüze yapılan lazer epilasyon uygulamalarında vücuttan ne gibi farklılıklar söz konusudur?

Yüz bölgesinde ince tüylere kalın tüylere uygulama yaptığımız gibi lazer yapılmaması gerekir. Yüzde daha çok Diod lazer tercih edilmektedir, farklı lazerlerle yüz bölgesinde ince tüylere uygulama yapılırsa yeni tüy tetiklemesi ortaya çıkabilir.

WR: Lazer epilasyon yaptırırken gelinebilecek komplikasyonlar nelerdir?

Lazer epilasyon uygun cihazlarla, uygun endikasyon ve dozajlarla bu işin uzmanları tarafından yapılırsa herhangi bir kalıcı yan etki oluşmaz. Uygulama sonrasında bazı ciltlerde kızarma ve hafif kabarma olabilir. Ancak birkaç saat veya çok hassas ciltlerde birkaç gün içerisinde bu sorun tamamen düzelir. Ancak uygun olmayan şekillerde yapıldığında yanık, leke, ciltle beyazlama söz konusu olabilir.

WR: Lazer epilasyon öncesi neler yapılması gerekir?

Lazer epilasyon uygulamasından en az 3 hafta önce kılların iplik, cımbız, ağda, epilatör vb. yöntemlerle kökten alınmamış olması gerekir. Uygulama öncesinde kıllar traşlanır. Anestezik bir maddeye gerek yoktur; ancak dileyen epilasyon öncesinde lokal anestezi içeren pomad, krem kullanabilir.

WR: Eklemek istediğiniz bir sey var mı?

Hastalara epilasyon konusunda güvenilir, işin uzmanı olan klinikleri tercih etmesini tavsiye ederim.

Sayfalar: 1 2 3 ... 556 ►

stumbleupon

techme


Yeni Yazılar

  • Kendi Yağınız İle Gençlesin
  • Masa Başında Çalışmak Kilo Aldırıyor
  • Meme Kanserinde Hayat Kurtaran Bir Adım
  • Lazer lipoliz (smartlipo)
  • 30′lu YaÅŸlara İlk Estetik DokunuÅŸlar
  • Aging Management Estetik Uygulaması
  • SoÄŸuklar Cildinizi Bozmasın
  • Kadın Beslenmesi
  • DoÄŸum Sonrası Depresyon
  • Lazer Epilasyon

Çok Okunanlar

  • Uçuk Nasıl Geçer
  • Estetik Doktorlara Hastalardan Sorular
  • Göz Altı Morlukları ve Tedavisi
  • Kepçe kulak EstetiÄŸi Fiyatları
  • YaÄŸ Aldırma EstetiÄŸi - Liposakşın
  • Çarpık Bacak ve Estetik Tedavi
  • Ben Aldırma Tedavisi
  • Estetik Operasyon Ücretleri
  • Estetik Video Görüntüleri
  • Estetik Maliyeti

Kategori

  • Aesthetic Plastic Surgery
  • DiÅŸ EstetiÄŸi Uygulamaları
  • Estetik Güzellik Bilgileri
  • Estetik YaÅŸam Bilgileri
  • Hastalardan Bilgiler
  • Lazer Epilasyon Uygulamaları
  • Plastik Cerrahi Ameliyatları
  • Plastik Cerrahi DerneÄŸi
  • Plastik Cerrahi Fiyatları
  • Plastik Cerrahi Haberleri
  • Plastik Cerrahi Hastalardan Bilgiler
  • Plastik Cerrahi Resimleri
  • Plastik Cerrahi Videolar
  • Plastik Cerrahi İstanbul
  • Plastik Cerrahlar
  • Saç Ekimi Uygulamaları

Yeni Yorumlar

  • sevgi in DiÅŸ Teli Ücretleri FiyatlarÄ…
  • cemre in DiÅŸ Teli Ücretleri FiyatlarÄ…
  • aylin in Göz Altı Morlukları ve Teda…
  • derler in Sakal Çıkarma Yolları
  • yanaksorunsali in Dolgu Maddesi Enjeksiyon Fiyat…
  • Funda in Göz Altı Morlukları ve Teda…
  • Anonym in Estetik Doktorlara Hastalardan…
  • Unhappy in Kepçe Kulak Yapıştırıcıl…
VN:D [1.9.13_1145]
Derecelendirme: 10.0/10 (100 votes cast)
VN:D [1.9.13_1145]
BeÄŸenme: +100 (100 votes)
Barkod, 10.0 out of 10 based on 1000 rating

ArÅŸiv

  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • AÄŸustos 2011
  • Temmuz 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Åžubat 2011
  • Ocak 2011
  • Aralık 2010
  • Kasım 2010
  • Ekim 2010
  • Eylül 2010
  • AÄŸustos 2010
  • Temmuz 2010
  • Haziran 2010
  • Mayıs 2010
  • Nisan 2010
  • Mart 2010
  • Åžubat 2010
  • Ocak 2010
  • Aralık 2009
  • Kasım 2009
  • Ekim 2009
  • Eylül 2009
  • Haziran 2009
  • Mayıs 2009
  • Nisan 2009
  • Mart 2009
  • Åžubat 2009
  • Ocak 2009
  • Aralık 2008
  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • Nisan 2008
  • Aralık 2007

Plastik Cerrahi | Plastik Cerrahi Haberleri | Estetik Ameliyatlar | Plastik Cerrahi Videoları | İletiÅŸim | Plastik Cerrahi Fiyatları | Plastik Cerrahi Resimleri | Plastik Cerrahi DerneÄŸi
Lazer Epilasyon Uygulamaları | Diş Estetiği | İstanbul Estetik Cerrahi | Lazer Epilasyon Uygulamaları | Plastik Cerrahi Hastaları | Saç Ekimi
Burun Estetiği Resimleri | Sitemap | Gizlilik Sözleşmesi