<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Plastik Cerrahi</title>
	<atom:link href="http://www.plastikcerrahi.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.plastikcerrahi.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 00:16:11 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Aging Management Estetik Uygulaması</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/aging-management-estetik-uygulamasi.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/aging-management-estetik-uygulamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 00:16:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Yaşam Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16577</guid>
		<description><![CDATA[
SAĞLIKLI YAŞAM İLE KALİTELİ BİR GELECEK
SON YILLARDA YÜKSELİŞE GEÇEN AGING MANAGEMENT UYGULAMALARINI SİZİN İÇİN ARAŞTIRDIK. KISA SÜRE ÖNCE HİZMETE GİREN &#8220;ZİNDE SAĞLIKLI YAŞAM KLİNİĞİ&#8221; İLE İLGİLİ BİLGİLER EMİNİZ İLGİNİZİ ÇEKECEK.
10-15 yıldır büyük ilgi gören anti-aging yaklaşımı yerine, son iki yıldır aging management uygulaması yükselişe geçti. Yaşamı ve yaşlanmayı yönetmek olarak tanımlanan bu yaklaşımda kişileri yoran, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/Aging-Management.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/Aging-Management.jpg" alt="" title="Aging-Management" width="400" height="260" class="alignnone size-full wp-image-16578" /></a></p>
<p><strong>SAĞLIKLI YAŞAM İLE KALİTELİ BİR GELECEK</strong></p>
<p>SON YILLARDA YÜKSELİŞE GEÇEN AGING MANAGEMENT UYGULAMALARINI SİZİN İÇİN ARAŞTIRDIK. KISA SÜRE ÖNCE HİZMETE GİREN &#8220;ZİNDE SAĞLIKLI YAŞAM KLİNİĞİ&#8221; İLE İLGİLİ BİLGİLER EMİNİZ İLGİNİZİ ÇEKECEK.</p>
<p>10-15 yıldır büyük ilgi gören anti-aging yaklaşımı yerine, son iki yıldır aging management uygulaması yükselişe geçti. Yaşamı ve yaşlanmayı yönetmek olarak tanımlanan bu yaklaşımda kişileri yoran, yıpratan, hasta eden veya yaşlandıran etkenlerin tanımlanması ve önlemler alınması üzerinde duruluyor. Klinikte; tıbbi olarak dengeli durumda olan bireye;</p>
<p>- Stres yönetimi ve stresle basa çıkma<br />
- Güneşten korunma ve bakımı<br />
- Çevresel koşullar ile yıpranan cilt ve saç için tedavi kürleri<br />
- Dengeli beslenme ve kişiye özel diyet programlan<br />
- Uyku ve uyku bozukluğu için çözüm önerileri<br />
- Su ve sıvı almaya yönelik öneriler<br />
- Bölgesel zayıflama programları<br />
- Selülit önleyici ve giderici çözümler<br />
- Detoks uygulamaları konularında sağlık hizmetleri sunuluyor. Klinikte ve rilen hizmetler ve yapılan çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgiyi sahibi Dr. Ahmet Atalık&#8217;tan aldık.</p>
<p><strong>İç ve dış etkenlere karsı ne gibi çözümler sunuyorsunuz?</strong></p>
<p>Sorgulama ve muayene ile mevcut sorunlar ortaya konur. Amaç hastanın genel durumunu değerlendirip programına karar vermek, yaşam şekli çerçevesinde yaşlanmasını yönetmeyi öğretmektir. Programın temel özelliği kişilerin yaşam biçimlerini tanıyıp olumsuz alışkanlıklarını değiştirmek. </p>
<p><strong>Günümüzün en önemli sorunlarından stres konusunda neler yapılabilir? </strong></p>
<p>&#8220;Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri&#8221; temalı dört seanslık bir terapi ile hastaların sorunlarını nasıl yöneteceklerini gösterip kendilerini nasıl koruyacaklarına odaklanıyoruz. </p>
<p><strong>Detoksu ne gibi durumlarda uyguluyorsunuz?</strong></p>
<p>Dengeli beslenme, spor, dinlenme ve uygun miktarda sıvı alma bedenimizin oluşturduğu zararlı atıkları yok eder. Bunun için dışarıdan destek almak gerekebilir. Özellikle kronik hastalığı olanlarda, alkol-sigara kullananlarda ve yoğun çalışanlarda ozon ile yapılan detoks uygulamaları iyi sonuçlar veriyor. </p>
<p><strong>Cilt yıpranması ve yaşlanması konusunda neler öneriyorsunuz? </strong></p>
<p>Gelişmiş tıbbi cilt bakım ve tedavi cihazları ile temizleme, radyo frekans, soyma gibi işlemleri uyguluyoruz. Klasik yıpranmış cilt bakımı yanında onarıcı, leke giderici ve akne karşıtı tedaviler yapıyoruz. İnce çizgilenmeler, kırışıklıklar, çöküntüler, deformiteler ve asimetriler kişilerin ifadeleri bozulmadan radyo frekans, lazer, dolgu ve Botox uygulamalarıyla gideriliyor.</p>
<p><strong>Bölgesel zayıflama uygulamalarınızdan bahseder misiniz? </strong></p>
<p>Ne kadar diyet yapılırsa yapılsın belirli bölgelerde zayıflama sağlanamaz. Bu nedenle yeni nesil tıbbi ultrasonik kavitasyon, lenf drenaj ve pasif jimnastik cihazları doktor ve diyetisyen kontrolünde tıbbi kurallara uygun olarak uygulanıyor.</p>
<p>Bölgesel zayıflama ile birlikte, kas yapısını şekillendirmek amacıyla turbosonik ve pasif jimnastik aletleri yardımıyla egzersiz alışkanlığı geliştirilebilir. Selülit ile başa çıkmak için dengeli beslenme, egzersiz ve çeşitli tıbbi müdahaleler uygulanabilir.</p>
<p><strong>Lazer epilasyon ve cilt sıkılaştırma konularındaki önerileriniz?</strong></p>
<p>Lazer uygulaması mutlaka doktor kontrolünde ve tıbbi birimlerde uygulanmalıdır. Yeni nesil lazerlerin soğutarak acıyı azaltma özellikleri var. Sonuca hızlı ve kalıcı ulaşılması açısından tercih edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/aging-management-estetik-uygulamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soğuklar Cildinizi Bozmasın</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/soguklar-cildinizi-bozmasin.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/soguklar-cildinizi-bozmasin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 04:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Güzellik Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16573</guid>
		<description><![CDATA[
Kış soğuğundan en fazla etkilenenler beyaz ve hassas tenli olanlardır. Beyaz ve hassas tenli olanların kış mevsiminde ciltlerine özellikle dikkat etmeleri önerilir. Aksi halde soğuk hava cildin parlaklığını, rengini vc nemini alır. Nemi kaybolan cilt kuruyup-sertleşir ve matlaşır. Böyle bir ciltte süratle pürüzler, kırışıklıklar oluşur ve cildin yaşlanması hızlanır.
Kış mevsiminin cildimiz için getirdiği en büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/cilt.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/cilt.jpg" alt="" title="cilt" width="400" height="266" class="alignnone size-full wp-image-16574" /></a></p>
<p>Kış soğuğundan en fazla etkilenenler beyaz ve hassas tenli olanlardır. Beyaz ve hassas tenli olanların kış mevsiminde ciltlerine özellikle dikkat etmeleri önerilir. Aksi halde soğuk hava cildin parlaklığını, rengini vc nemini alır. Nemi kaybolan cilt kuruyup-sertleşir ve matlaşır. Böyle bir ciltte süratle pürüzler, kırışıklıklar oluşur ve cildin yaşlanması hızlanır.</p>
<p>Kış mevsiminin cildimiz için getirdiği en büyük tehlikelerden ve özelliklerden biri soğuğun kan dolaşımını yavaşlatmasıdır. Bu yavaşlatma derinin dayanıklılığını ve nemini zaten azaltmıştır. Hassas tenliler soğukla karşılaşınca nemsiz kalıp, gerilen deride çatlaklar, kızarıklıklar ve kanamalar meydana gelir. Deri kızarır, kaşınır hatta pul pul dökülebilir.</p>
<p>Bu hale gelen deride egzama ve sedef gibi deri hastalıkları başlayabilir.</p>
<p><strong>Eller, Dudaklar ve Yüz</strong></p>
<p>Soğuktan önce vücudun açıkta kalan, ince yerleri etkilenir. Bunlar eller, dudaklar ve yüzdür. Yüzde dudakları göz çevresi izler. Alınacak ilk önlem havaya çıkarken bu bölgeleri koruyucu ve nemdirici ile nemlendirmek olmalıdır.</p>
<p>Hassas tenlilerin eldiven, gözlük, şapka ve atkı ile bu bölgeleri korumaları yararlı olur. Çünkü kişi olduğundan yaşlı gösteren ilk kırışık göz çevresinde oluşur.</p>
<p>Ellerin de taze ve yumuşak kalmaları önemlidir.  Üstelik gün boyunca sıcak ve soğuk suyla karşı karşıya kalan eller soğuktan çok çabuk etkilenir.  Bu nedenle evde iş yaparken, özellikle bulaşık yıkarken eldiven kullanılmalı ve her gün eller  5-6 kez nemlendirici ile nemlendirilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/soguklar-cildinizi-bozmasin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın Beslenmesi</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/kadin-beslenmesi.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/kadin-beslenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 03:56:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Yaşam Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16570</guid>
		<description><![CDATA[
Kadın olmak psikolojik ve fizyolojik olarak çok farklı özellikler taşır. Her döneminin gerektirdiği farklı ihtiyaçlar vardır Tüm bunların çok doğru saptanması ve yerine mutlaka konması gereklidir. Bu anlamda. &#8220;Kadın Beslenmesi&#8221; dendiğinde, Menstrual Döngünün başladığı dönem regl sırası, PMS (premenstrüal sendrom). hamilelik öncesi, hamilelik sırası, emziklilik, menopoz ve osteoporoz süreçlerinin tümünün ayrı ayrı incelenmesi ve değerlendirilmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/beslenme1.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/beslenme1.jpg" alt="" title="beslenme1" width="400" height="226" class="alignnone size-full wp-image-16571" /></a></p>
<p>Kadın olmak psikolojik ve fizyolojik olarak çok farklı özellikler taşır. Her döneminin gerektirdiği farklı ihtiyaçlar vardır Tüm bunların çok doğru saptanması ve yerine mutlaka konması gereklidir. Bu anlamda. &#8220;Kadın Beslenmesi&#8221; dendiğinde, Menstrual Döngünün başladığı dönem regl sırası, PMS (premenstrüal sendrom). hamilelik öncesi, hamilelik sırası, emziklilik, menopoz ve osteoporoz süreçlerinin tümünün ayrı ayrı incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekir..</p>
<p><strong>1)MENSTRÜAL KANAMA (REGL) DOĞURGANLIK SÜRECİNİ BAŞLATAN OLAYDIR.</strong></p>
<p>Doğurganlık çağındaki kadınlar için beslenme her aşamada çok önemlidir. Özellikle aylık menstrual siklusta beslenmeye çok dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Vücuttan özellikle demir atımı olduğu ve demir eksikliği anemisi çok yaygın görüldüğü için yeterli demir alımı sağlanmalıdır Yoğun kanaması olan kadınlarda demir kaybı daha fazladır. Aşın kanama olması halinde jinekologunuzla görüşerek durum değerlendirmesi yapılması önerilir.</p>
<p>Eksilen demir miktarını yerine konmazsa güçsüz, yorgun, hissedebilirsiniz ve anemi (kansızlık) gelişebilir.</p>
<p><strong>Özellikle regl öncesi ve sırasında:</strong></p>
<p>*Demirden zengin kırmızı et (kolesterolünüz yüksekse haftada 2 kez,<br />
*Tavuk ve hindi (hindi, tavuktan biraz daha fazla demir içerir.<br />
*Tam tahıllar,<br />
*Kuru baklagiller ve<br />
*Yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.</p>
<p>Bitkisel kaynaklı demirin vücut tarafından emiliminin artırılması için ise C vitamini içeren besinlerle birlikte tüketilmesi gerekir. Eğer demiz eksikliğiniz varsa, demir ilacı kullanımı için mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.</p>
<p><strong>2)PMS (PREMENSTRÜAL SENDROM)</strong></p>
<p>Premenstrüal Sendrom kişiden kişiye farklı belirtiler göstermekle beraber, periyottan 14 gün önce başlayan ve periyot bitimiyle sonlana bir durumdur.<br />
Genellikle bu dönemde vücutta yoğun bir şişlik, ödem ve baş ağrısı görülür Buna bağlı sıkıntılar gelişir.</p>
<p>Amenka ve Kanada&#8217;da yapılan araştırmalarda, tıp sorunlardan şikayetçi kişilerde, regl döneminden 1 hafta veya 10 gün önce tuz tüketiminin kesilmesinin olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir Tuzun bileşimindeki sodyumun su tutma özelliği nedeniyle yaşanan bu sıkıntıları azaltmak için sodyumu düşük, potasyumu yüksek besinler tüketilebilir. Sucuk, salam, sosis gibi ürünler, hazır çorbalar, turşu ve salamura besinler bu dönemde aşın tüketilmemelidir. Badem, kayısı, avokado, muz brokoli, esmer pirinç, lahana pazı. incir, balık, sarımsak, yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, portakal, maydonoz şeftali, patates, soya fasulyesi, ceviz gibi potasyum içeren besinlere, beslenme planınızda yeterli ve dengeli bir biçimde yer verilmelidir.</p>
<p>Tatlı isteği ise mümkün olduğu kadar meyveli yoğurt, kurutulmuş meyveler ve ceviz/ badem/ fındık birlikte tüketilen ara öğünler tüketin Yine küçük porsiyonlarda doğal tatlandırıcı ile hazırlanmış light sütlü tatlılar, diyet dondurma veya enerjisi azaltılmış yağ ve tam tahıllı unlarla hazırlanmış yiyecekler de hazırlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>3) HAMİLELİK ÖNCESİ:</strong></p>
<p>Bu dönemde yeterli ve dengeli beslenme çok önemlidir. </p>
<p>*Özellikle folik asit, mutlaka yeterli tüketilmelidir. Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak ve buğday zengin kaynaklardır. </p>
<p>*Demir alımı ve emilimi için C vitaminine dikkat edilmelidir Demir. Kırmızı et. yumurta, tahin, pekmez, kuru baklagiller, yeşil yapraktı sebzelerde bulunur C vitamini ise 100 gramındaki C vitamini mıktan sırasına göre, yeşil sivri biber, karnabahar, ıspanak, çilek, portakal, greyfurt, mandalına şeftali domates gibi besinlerde vardır.</p>
<p>*B6 vitamini (balık, tam buğday, yeşil yapraklı sebze, kuru meyvelerde yoğun olarak bulunur.) ve E vitamini (zengin olarak sebzelerde, sıvı yağlarda tahılarda, yumurtada bulunur) de yine hormonal denge ile ilgili görev alır.</p>
<p><strong>4) HAMİLELİK</strong></p>
<p>Vücutta yumurtalıklarda üretilerek salgılanan östrojen ve progesteron hormonları sayesinde oluşan bu dönemde, kadının vücudunda, bir yandan bebeğin oluşması ve gelişmesi, diğer yandan da annenin artan ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için beslenmede mutlaka önemli değişiklikler yapılmalıdır. Ayrıca hamilelikte oluşturulan depolar emziklilikte kullanılacağı için, hamilelik dönemine yoğun özen gösterilmektedir.</p>
<p>Hamilelikte kilo kontrolüne dikkat edilmez veya yeterli-dengeli beslenme sağlanamazsa aşın beslenme, şişmanlık güç doğumlar, ölü doğumlar, prematüre (erken) doğumlar, düşük ağırlıklı doğumlar, beden veya zihinde gelişim bozukluktan görülebilir. Bu nedenle hamilelikte gerekli olan enerji ihtiyacı annenin oksijen tüketimi ile ölçülerek değerlendirilmeli, ihtiyacı olan tüm besin grupları sağlanmalı, hamilelikte beslenme önerileri diyetisyeniniz tarafından verilmelidir.</p>
<p><strong>HAMİLELİKTE BESLENME İLKELERİ</strong></p>
<p>*Anne ve bebeğin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, tüm besin gruplarından her öğünde yeterli ve dengeli miktarlarda tüketilmelidir.</p>
<p>»Gelişen bir bebeğin vücut hücrelerinin çoğu proteinlerden yapıldığı için tüm besin grupları gibi proteinlere dikkat edilmelidir. (Yumurta et hindi tavuk, balık, süt. peynir, yoğurt, kuru baklagiller ve ceviz/fındık/badem gibi kuruyemişlerde bulunur.)</p>
<p>*Bebeğin ve annenin sağlığı açısından son derece önemli olan, Folik asit.. Bebeğin zihinsel ve bedensel gelişimi için gerekli olan folik asit. Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak ve buğday zengin kaynaklarıdır.</p>
<p><strong>B12 vitamini:</strong> Bilişsel fonksiyonlarda görev alan B12 vitamini için. Süt, peynir, batık zengin kaynaklardır.</p>
<p><strong>A Vitamini:</strong> Havuç, kayısı, yumurta ve ıspanak zengin kaynaklandır. D ve C Vitaminleri çok önemlidir</p>
<p><strong>Demir:</strong> Kan yapımında görev alan demirden zengin kaynaklar, yumurta, pekmez tahin, ıspanak, kuru kayısı, kuru üzüm. kuru baklagillerdir</p>
<p><strong>Kalsiyum:</strong> Kemik gelişimi için önemli olan kalsiyum, süt ve ürünlerinde zengindir.</p>
<p><strong>Çinko:</strong> Bebekte büyüme yetersizlikleri, olu doğumlar ve doğumsal anomaliler görülebilir. Peynir, badem, ceviz, buğday ve bulgurda zengin olarak bulunur.</p>
<p><strong>İyot:</strong> Yetersizlikleri düşük ve olü doğumlara neden olabilen iyot. balık ve deniz ürünlerinde, tavukta, beyaz peynirde, kuru baklagiller, yumurta ve sütte zengin olarak bulunur. Bahsettiğimiz mineraller de mutlaka yeterli miktarlarda alınmalıdır.</p>
<p>Tüm bu vitamin ve minerallerde eksiklik söz konusu ise, doktorunuz gözetiminde dışarıdan ek olarak verilmelidir.</p>
<p>*Omega- 3 ve omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, bebek gelişimi için çok önemlidir (Özellikle, somon, uskurum gibi yağlı balıklar, yağ asidi içeriği çok dengeli olan kanola yağı, ceviz soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzeler gibi besinler) beslenmede mutlaka yer almalıdır.</p>
<p>*Her gün tüm besin gruplarından yeterli miktarlarda tüketilmelidir. </p>
<p>*Alkol sigara ve uyuşturucu maddeler kesinlikle kullanılmamalıdır. </p>
<p>*Kafein tüketilmemeli, kafein içeren çay, kahve yerine sut, ayran, şekersiz komposto, taze meyve suyu gibi besinler tüketilmelidir. Ayrıca yeşil çay da tüketilmek isteniyorsa kafeinsiz olarak tercih edilmelidir.</p>
<p>*Hamilelikte sıklıkla yaşanılan, kabızlık problemini önlemek için posa içeren besin tüketimine, yeterli su içmeye ve doktorunuzun izin verdiği ölçüde egzersiz yapmaya dikkat edilmelidir </p>
<p>*Yeterlı sıvı tüketimine dikkat edilmeli, hamilelikte oluşabilecek olan ödemi azaltmak için mutlaka yeterli su tüketilmelide. </p>
<p>*Herhangi bir ilaç, vitamin veya mineral kullanılmadan önce kesinlikle doktora danışılmalıdır.</p>
<p>*Kilo alımı düzenli bir şekilde kontrol edilmelidir çünkü eksik veya fazla kilo alımının sakıncaları büyüktür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/kadin-beslenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Sonrası Depresyon</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/dogum-sonrasi-depresyon.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/dogum-sonrasi-depresyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 23:05:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Yaşam Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16567</guid>
		<description><![CDATA[
Doğum, kadın için en önemli olaylardan biridir. Doğum sonrası dönem aileye yeni bir üyenin katılması ile yeni bir düzen kurulur. Kadınlar doğum sonrası ilk yıl içinde, psikiyatrik hastalıklar (anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon ve nadiren psikoz) açısından anlamlı risk alımdadır. Ancak depresyon bu hastalıklar açısından en baskını olduğundan doğum sonrası psikiyatrik hastalık dendiğinde ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/anne.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/anne.jpg" alt="" title="anne" width="400" height="236" class="alignnone size-full wp-image-16568" /></a></p>
<p>Doğum, kadın için en önemli olaylardan biridir. Doğum sonrası dönem aileye yeni bir üyenin katılması ile yeni bir düzen kurulur. Kadınlar doğum sonrası ilk yıl içinde, psikiyatrik hastalıklar (anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon ve nadiren psikoz) açısından anlamlı risk alımdadır. Ancak depresyon bu hastalıklar açısından en baskını olduğundan doğum sonrası psikiyatrik hastalık dendiğinde ilk akla gelen doğum sonrası depresyondur. Yaşanma sıklığının yüzde 10 olduğu kabul edilir.</p>
<p><strong>Belirtileri</strong></p>
<p>Doğum sonrası depresyonun bulgularını, doğum sonrasındaki ilk günlerde sıklıkla görülen &#8220;Poslpartum Blues/Lohusalık Hüznü&#8221;nden ayırt edilmesi güç olabilir. Poslpartum Blues yeni doğum yapmış annelerin yaklaşık yüzde AO&#8217;ında normal sınırda olan bir üzüntü, veya endişe hali, kolay ve sık ağlama, en yakınlarına sıkıca bağımlılık tablosu şeklinde ortaya çıkar. Bu durum genellikle en fazla 10 gün sürer ve belirtiler kendiliğinden yakınların sosyal desteği ve ilgisiyle kaybolur.</p>
<p>Lohusalık Hüznü&#8217;nün sebepleri arasında kadında doğumla birlikle ani gelişen hormonal değişiklikler, doğum süreciyle ve bebekle ilgili endişeler ile annelik rolünün kadına getirdiği sorumlulukların farkında lığı sayılabilir. Nadir olarak 10 doğum yapan kadından birinde daha şiddetli bir depresyon tablosu gelişebilir. Doğum sonrası depresyon genellikle daha 2&#8242;nci ve 8&#8243;nci haftalar arası başlar ve en çok bir yıl kadar sürer. Tedavi görmeyen kadınlarda 3 ay ile bir yıl arasında kendiliğinden düzelebilir. Annenin bebeğine karşı ilgisizliği veya hostil / nefret etme duygulan ön plandadır. Anne bebeğine yeterli bakımı vermemekten ve hatta bebeğine zarar vermekten korkabilir.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong></p>
<p>Bazı risk etmenlerini taşıyan kadınlarda doğum sonrası depresyonun daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bu risk etmenleri kadının ya da eşinin işsizliği, sosyal desteğin yetersiz olması, evlilik sorunları, ölüm ve ayrılık gibi beklenmedik yaşamsal olaylar, planlanmamış gebelikler, multiparite (birden fazla doğum yapma), daha önceki gebeliklerde depresyon geçirilmesi, yüksek riskli gebelik yaşamış olması, kayıpla sonlanan gebelik ve doğum deneyimleri, erken anne-bebek ayrılığı ve bebeğin bakımı ile ilgili duyulan kaygılardır. Annenin ailesinde geçirilmiş PPD öyküsü de riski arttıran bir etmendir. Bir ya da daha fazla risk etkeni taşıyan kadınların doğum sonrası depresyon için taranması önerilmekledir. Tarama için en sık kullanılan yöntem Edinburgh Postpartum Depresyon Skalası dır.</p>
<p>Biyolojik faktörler, gerek genetik gerekse hormonel yeni doğum yapmış olan kadının anksiyete eşiğinin düşmesine, günlük stres yaratan durumlarla daha zor baş etmesine sebep olmaktadır. Genetik etkenlerin üstünde durulmasının sebebi PPD gelişen kadınların birinci derece akrabalarında mizaç bozukluğu oranının normal popülasyona göre daha yüksek olmasıdır, Hormonel sebepler incelendiğinde, bazı veriler östrojen hormonunun rolü olduğunu düşündürse de yapılan araştırmalar bunu desteklememiştir. Kortizol düzeyinin etkisini değerlendiren araştırmalarda da anlamlı bir sonuç çıkmamıştır. Bazı araştırmacılar, doğum sonrası geçici tiroid disfonksiyonunu PPD ile ilişkilendirmişlerdir. Depresif mizacın tiroid bozukluğu ile ilgili olabileceği düşünülmektedir.</p>
<p>PPD ele alındığında anne sütü ile beslemenin olumlu ve olumsuz etkileri olabilmektedir. Anne sütü veren kadınlar, kendilerine ayıracak zamanlarının çok az oluşu, emzirme nedeniyle uykusuz kalmaları, ilaç kullanmaları gerektiğinde bebeğe zararı olacak endişesi duymaları gibi nedenlerle kolaylıkla negatif duygu durumuna girebilirler. Bunun yanında anne sütünün hızla kesilmesinin, bazı hormonal değişiklikler yoluyla depresif belirtileri daha da kotüleştirdiği düşünülmektedir. Doğum sonrası depresyon sık görülmesine karşın çoğu kez tanı konulamamaktadır. Hu durumun başlıca nedenleri kadının negatif duygulan nedeniyle kendini yalnız hissetmesi veya kaygılarından utanması, rutin kontrol için çağrıldığı doğum sonrası 6&#8242;ncı haftaya katlar doktorla görüşme olanağı bulamaması ya da hangi bölüme başvuracağını bilememesi, yeni doğan bebeğin verdiği heyecanla yakınmalarını dile getirememesi olabilir. Ayrıca çevrenin ilgisinin daha çok yeni doğan bebek üzerinde oluşu sebebiyle PPD gözden kaçabilir. </p>
<p><strong>Neler yapılmalı?</strong></p>
<p>Ülkemizde PPD ile ilgili yapılan çalışmalar oldukça yetersizdir. Çok merkezli ve büyük sayıda gebenin doğum sonrası takibi ile yapılacak çalışmalar ile Türk toplumuna özgü risk faktörleri daha net saptanabilir. Sağlık çalışanları, anne ve bebek için ciddi tehdit oluşturan bu hastalığa karşı daha duyarlı olmalı ve uygun müdahale zamanında yapılmalıdır.</p>
<p>Doğum sonrasında annenin uyku düzenini sağlamak konusunda anneye yardımcı birinin varlığı ile çoğunlukla annedeki kaygıları ve hüzün hali kendiliğinden kaybolur. Ancak bazen PPD&#8217;nin belirtilerinin şiddeti çoğalabilir, bu durumda annenin emzirmeyi bırakması önerilir ve antidepresan tedavisine başlanır. Hasta yakın takibe alınır, ayrıca hastanın eşiyle de görüşme yapılarak dununu hakkında bilgi verilir. Destekleyici terapi uygulanır. Tablonun şiddetli olduğu bazı durumlarda psikiyatrik tedavi görmesi düşünülebilir. Eğer PPD erken dönemde ve yelerince tedavi edilmezse, yıllarca sürebilen tedavisi zor bir hale dönüşebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/dogum-sonrasi-depresyon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lazer Epilasyon</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/lazer-epilasyon.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/lazer-epilasyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 22:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lazer Epilasyon Uygulamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16564</guid>
		<description><![CDATA[
Leke tedavisinden, çatlak belirsizleştirmeye; kılcal damar tedavisinden cilt yemlemeye kadar çok farklı alanda kullanılan lazer, son yıllarda epilasyon alanında çok kullanılan ve kadınların yanı sıra erkek/erin de başvurduğu bir yöntem haline geldi. Epilasyon alanında kullanılan ve farklı çeşitleri bulunan lazerle ilgili yeterince bilgi sahibi miyiz? Lazer epilasyon kimlere ve hangi bölgelere yapılabilir? Bronz tene lazer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/ipl-lazer-epilasyon.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/ipl-lazer-epilasyon.jpg" alt="" title="ipl lazer epilasyon" width="379" height="245" class="alignnone size-full wp-image-16565" /></a></p>
<p>Leke tedavisinden, çatlak belirsizleştirmeye; kılcal damar tedavisinden cilt yemlemeye kadar çok farklı alanda kullanılan lazer, son yıllarda epilasyon alanında çok kullanılan ve kadınların yanı sıra erkek/erin de başvurduğu bir yöntem haline geldi. Epilasyon alanında kullanılan ve farklı çeşitleri bulunan lazerle ilgili yeterince bilgi sahibi miyiz? Lazer epilasyon kimlere ve hangi bölgelere yapılabilir? Bronz tene lazer epilasyon uygulanabilir mi? Lazer epilasyomm yan etkileri neler? </p>
<p><strong>WR: Lazer, epilasyon dışında hangi uygulamalarda kullanılıyor?</strong></p>
<p>Lazer günümüzde estetik amaçlı olarak enflasyon dışında cilt gençleştirme ve yenileme amacıyla, leke tedavisinde, ben tedavisinde, kılcal damar tedavisinde, dinme silme işlemlerinde, sivilce izlerinin yarattığı skarların tedavisinde, ameliyat izlerini azaltmada, çatlaktan belirsizleştirmede kullanılmakladır.<br />
Estetik amaç haricinde ise gözde, prostatta ve başka alanlarda da lazer kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>WR: Epilasyon için Kullanılan farklı türde lazer uygulamaları var. Bunların en etkilisi ve epilasyon için en uygun yöntem hangisidir?</strong></p>
<p>Epilasyon günümüze kadar birçok aşamalardan geçmiştir. Önce vax-ağdalar kullanılmaya başlanmış, sonra kıl köklerinin yakıldığı iğneli epilasyona geçilmiş, daha sonra laz.er benzeri ancak lazer ol-mayan ışıklar (IPL) kullanılmış ve günümüzde altın standart olan lazer epilasyona geçilmiştir.</p>
<p>Tek bir yöntem bütün tüylerde etkili olmayabiliyor, örneğin koyu kıl açık tenlilerde lazer epilasyon oldukça başarılı iken, ince tüylerde ya da açık renkli san-beyaz tüylerde lazer etkili olamıyor. Yine günümüzde de Alexandrite lazer. Diode lazer ve Nd Yag lazer bu amaçlı kullanılıyor.</p>
<p><strong>WR: Alexandrite lazerden sonra duyduğumuz Diod lazerin, Alexandrite lazerden farkı nedir?</strong></p>
<p>Alexandrite lazerde, kullanılan dalga boyundaki enerji, melanin tarafından çok iyi absorbe edilir. Hu nedenle açık renk cilt ve siyah tüylere sahip bir kişi için Alexandrite lazer oldukça etkilidir. Uygulama süresinin kısa olması, hasla açısından konforlu ve diğer lazerlere göre az acı hissedilen tipte olması sebebiyle sık tercih edilen lazer epilasyon cihazlarındandır.</p>
<p>Diod lazerde ise bu dalga boyunda melanin çinilimi Alexandrite lazere göre daha azdır; bu nedenle Diod lazer ile sadece açık tenlilere değil esmer ve bronz tenlilere de uygulama yapılabilir. Uzun dalga boyuna sahip olduğundan, lazer ışığının daha derine ulaşabilmesini ve derindeki kıl köklerini tahrip etmesini sağlar. Aynı zamanda Diod lazerle diğer cihazlar ile uygulama yapılamayan ince ve açık renkli kıllara da uygulama yapılabilir. Hu özelliklerinden dolayı diğer ci-hazlara oranla daha geniş bir kitleye hitap etmektedir. Ancak açık ten koyu kıl ve geniş yüzeylerde ilk tercih Alexandrite lazer olmaktadır.</p>
<p><strong>WR: Lazer epilasyon herkese uygulanabilir mi?</strong></p>
<p>Lazer epilasyon kadın erkek herkese yapılabilir. Kıl oluşumu tamamlanmış ve uygulamaya engel teşkil edecek herhangi bir sağlık problemi olmayan herkes lazer epilasyon yaptırabilir. Yine de hamilelere, epilepsisi olan hastalara, ciltte lezyonları olan hastalara önerilmez. Genç kızlarda 12 &#8211; 13 yaşından itibaren kıl oluşumu tamamlamışsa uygulama yapılabilir. Beyaz renkli kıllar renk pigmenti içermediğinden lazer epilasyon olan etkilenmeyecektir.</p>
<p><strong>WR: Lazer tüylere nasıl bir etki yapıyor?</strong></p>
<p>Epilasyon uygulamasında gönderilen enerji, kıl folikülündeki melanin pigmenti tarafından emilir ve burada ısı enerjisine dönüşür. </p>
<p>Kıl kökündeki sıcaklık yaklaşık 60 dereceye ulaşır ve bu şekilde kıl kökü tahrip edilir, kılın beslenmesi bozulur.</p>
<p>Vücudumuzdaki kıllar tüm bölgeler için aynı anda 3 farklı evrede bulunmaktadır. Lazer epilasyon kılların ilk evresinde sadece anajen (aktif) dönemdeki kılları etkiler. Bu nedenle hiçbir cihazla tek seansta uygulanan bölgedeki tüm kılları yok etmek mümkün değildir. Tedavi süreci kişinin cilt rengi, kıl rengi, kılın kalınlığı ve yoğunluğuna bağlı olmakla birlikte vücut bölgeleri için ortalama 4-6 seans, yüz bölgesi için ortalama 5-8 seans sürer. Uygulama yapılan bölgede tedavi sonunda ortalama yüzde 80 oranında kılın yok olması, epilasyonu başarılı kılmaktadır. Tamamen bitecek diye bir kural yoktur.</p>
<p><strong>WR: Lazer epilasyon vücudun ve yüzün her bölgesine uygulanabilir mi?</strong></p>
<p>Üst göz kapağı ve göz çukuru dışında tüm vücut bölgelerine uygulanabilir. Tabi yüz ve vücut bölgelerinde hastaya ve kıla bağlı olarak farklı lazerler tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>WR: Yüze yapılan lazer epilasyon uygulamalarında vücuttan ne gibi farklılıklar söz konusudur?</strong></p>
<p>Yüz bölgesinde ince tüylere kalın tüylere uygulama yaptığımız gibi lazer yapılmaması gerekir. Yüzde daha çok Diod lazer tercih edilmektedir, farklı lazerlerle yüz bölgesinde ince tüylere uygulama yapılırsa yeni tüy tetiklemesi ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>WR: Lazer epilasyon yaptırırken gelinebilecek komplikasyonlar nelerdir?</strong></p>
<p>Lazer epilasyon uygun cihazlarla, uygun endikasyon ve dozajlarla bu işin uzmanları tarafından yapılırsa herhangi bir kalıcı yan etki oluşmaz. Uygulama sonrasında bazı ciltlerde kızarma ve hafif kabarma olabilir. Ancak birkaç saat veya çok hassas ciltlerde birkaç gün içerisinde bu sorun tamamen düzelir. Ancak uygun olmayan şekillerde yapıldığında yanık, leke, ciltle beyazlama söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>WR: Lazer epilasyon öncesi neler yapılması gerekir?</strong></p>
<p>Lazer epilasyon uygulamasından en az 3 hafta önce kılların iplik, cımbız, ağda, epilatör vb. yöntemlerle kökten alınmamış olması gerekir. Uygulama öncesinde kıllar traşlanır. Anestezik bir maddeye gerek yoktur; ancak dileyen epilasyon öncesinde lokal anestezi içeren pomad, krem kullanabilir.</p>
<p><strong>WR:  Eklemek istediğiniz bir sey var mı?</strong></p>
<p>Hastalara epilasyon konusunda güvenilir, işin uzmanı olan klinikleri tercih etmesini tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/lazer-epilasyon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonbahar ve Cildimiz</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/sonbahar-ve-cildimiz.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/sonbahar-ve-cildimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 20:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Güzellik Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16561</guid>
		<description><![CDATA[
Yaz mevsimi güneşi ve sıcaklığı ile cildimize en fazla zarar veren mevsimdir. Kişi, güneşte ne kadar fazla kalırsa cilt o kadar fazla hasar görür.
Cildin parlaklığı, canlılığı ve tazeliği derinin içerdiği su miktarına bağlıdır. Deri su kaybettikçe cilt parlaklığını, canlılığını ve tazeliğini yitirir, kaba cilt halini alır. Kaba cilt, yaşlılığın en büyük kanıtıdır.
Cildimizin su kaybetmesi büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/yaz-cilt-bakimi.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/yaz-cilt-bakimi.jpg" alt="" title="yaz-cilt-bakimi" width="400" height="226" class="alignnone size-full wp-image-16562" /></a></p>
<p>Yaz mevsimi güneşi ve sıcaklığı ile cildimize en fazla zarar veren mevsimdir. Kişi, güneşte ne kadar fazla kalırsa cilt o kadar fazla hasar görür.</p>
<p>Cildin parlaklığı, canlılığı ve tazeliği derinin içerdiği su miktarına bağlıdır. Deri su kaybettikçe cilt parlaklığını, canlılığını ve tazeliğini yitirir, kaba cilt halini alır. Kaba cilt, yaşlılığın en büyük kanıtıdır.</p>
<p>Cildimizin su kaybetmesi büyük zararlara yol açar. Bunların başında hücrelerin ölmesi, kırışıklıklar ve lekeler gelir. Bazılarının &#8220;yaşlılık lekesi&#8221; dedikleri lekeleri gerçekte güneş ışınları yapar. Bu lekelerin doğru ismi &#8220;güneş lekesidir&#8221; ve bu lekeler yüz, boyun, el üstü gibi vücudun en fazla güneş gören yerlerinde oluşur.</p>
<p>Sonbahar cildin bakım ve onarım mevsimidir. Yaz tatillerinde ciltlerinin bakımına yeteri kadar zaman ayıramayanlar tatil dönüşü vakit yitirmeden bu konuya eğilmelidirler. Zararın neresinden dönülse kardır.</p>
<p>Aslında tatil yapanların, güneşlenenlerin cilt bakımını ihmal etmemeleri gerekir. En basit ve en ucuz cilt bakımı geleneksel Türk Hamamı&#8217;nın kese yöntemidir. Haftada en az bir kez keselenmek ciltte biriken ölü hücreleri, kiri ve salgı artıkları yok ettiği gibi kan, su ve oksijen dolaşımını sağlayarak cilde canlılık verir. Bu açıdan keselenmek en etkili peeling, soyma ve deride biriken kirlerden, ölü hücrelerden kurtulma anlamına gelir.</p>
<p>Sonbahar bakımı yaz mevsiminin cildimize verdiği zararı onarmak için yapılır. Amaç cildin pörsümesini, yaşlanıp-kırışmasını önlemektir. Bu amaçla bir yandan cilt ölü hücrelerden peeling ile arındırılırken bir yandan da su, mineral ve vitaminle beslenir.</p>
<p>Derinin ihtiyacı olan su, bol su içerek ve bol bol nemlendirici kullanılarak sağlanır.<br />
Vitamin ve mineral ihtiyacı ise meyve yiyerek ve meyve suyu ile maden suyu içerek karşılanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/sonbahar-ve-cildimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıflamak Mı Yoksa Kilonuzu Korumak Mı Önemlidir ?</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/zayiflamak-mi-yoksa-kilonuzu-korumak-mi-onemlidir.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/zayiflamak-mi-yoksa-kilonuzu-korumak-mi-onemlidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 19:50:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Yaşam Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16558</guid>
		<description><![CDATA[
Şişmanlık ve obesite yetişkin nüfusun yaklaşık %60&#8242;nı etkilerken, beraberinde ciddi sağlık sorunlarına yol açan kronik hastalı klanda getirmektedir. Kilo kaybı, hayati riske neden olan kronik hastalıklara yakalanma oranını düşürmektedir. Aşırı kilo, diabet (şeker hastalığı), kalp hastalıkları, inme, omurilik hastalıkları (bel fıtığı) ve eklem bozuklukları başta olmak üzere yaşamı tehdit eden ve yaşam kalitesini bozan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/zayiflamak3.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2012/01/zayiflamak3.jpg" alt="" title="zayiflamak3" width="254" height="366" class="alignnone size-full wp-image-16559" /></a></p>
<p>Şişmanlık ve obesite yetişkin nüfusun yaklaşık %60&#8242;nı etkilerken, beraberinde ciddi sağlık sorunlarına yol açan kronik hastalı klanda getirmektedir. Kilo kaybı, hayati riske neden olan kronik hastalıklara yakalanma oranını düşürmektedir. Aşırı kilo, diabet (şeker hastalığı), kalp hastalıkları, inme, omurilik hastalıkları (bel fıtığı) ve eklem bozuklukları başta olmak üzere yaşamı tehdit eden ve yaşam kalitesini bozan bir çok hastalığın başlıca nedenidir.</p>
<p>Bilimsel çevrelerce kabul görmüş bir çok literatür, mevcut kiloda %3-5&#8242;lik azalma ile belirgin bir şekilde kişinin yaşam kalitesinin arttıdığını vurgulamaktadır. American College of Sports Medicine, obez ve aşırı kilolu yetişkinlerin sağlıklı bir yaşam için sürekli haftalık fiziksel aktivite yapmaları gerektiğini yayınlamıştır. Son çıkan klinik çalışmalar da bunu doğrularken diğer yandan, mevcut kilonun korunması için daha fazla fiziksel aktivite yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadırlar.</p>
<p>Kilo vermeyi başarmak oldukça zor bir süreç olmasına rağmen, verilen kiloları tekrar almamak ve mevcut kiloyu korumak, zayıflama sürecinden daha zor ve sıkıntılıdır. Çünkü yetişkin bir insan kilo verdiğinde öncelikle depo yağları azalmakta ancak vücutta yağı depolayan yağ hücre sayısı değişmemekte yalnızca içleri boşalmaktadır. Sayısını koruyan bu depo yağ hücreleri, her öğün de yeme ihtiyacını veya açlık hissini artırmaktadırlar ki böylece boşalan içlerini tekrar yağ ile doldurabilsinler. Bu hissi bastırmak için yememiz gerekmektedir ki buda mevcut kiloyu koruyabilmek için daha fazla fiziksel aktivite yapılması sonucunu doğurur. Bu süreç ömür boyu sürer. Halbuki zayıflayan veya zayıflamak isteyen bir insanda depo yağ hücreleri azaltılacak olursa, gerek zayıflama gerekse mevcut kiloyu korumak için fazladan bir çaba göstermek gerekli olmayacaktır, işte bu evrede estetik cerrahi devreye girmektedir. Günümüzde estetik cerrahi, yağ hücre sayısını azaltan işlemlerle, bilimsel olarak aşırı kilo ile mücadele de ilk sırada yer almaktadır. Daha açık bir deyimle yememe dışında, estetik cerrahi işlemlerine denk bir işlem veya ilaç bulunmamaktadır.</p>
<p>Liposuctıon (yağ alma), karın germe, liposeulpture, tiğht lifting, kol germe ve meme küçültme yapılan başlıca işlemlerdir. Bunların hepsinde yağ hücreleri cerrahi olarak alınıp vücuttan uzaklaştırılmakta böylece doğuştan olan yağ hücre sayıları kalıcı olarak azalmaktadır. Şeker hastalığı olan kişilere yaptığımız karın germe ve yağ alma işlemi sonrası insülin veya şeker hapı ihtiyaçlarında belirgin azalmayı bizzat gözlemlemekteyiz. Yine iki taraflı kalça protezine sahip bir hastamız, koltuk destekleriyle bize gelmiş, yaptığımız karın germe ve meme küçültme operasyonları sonrası koltuk desteklerini bırakmıştır. Dolayısıyla kronik bir hastalığınız dahi olsa şişmanlığın cerrahi olarak düzeltilmesi yaşam kalitenizi önemli ölçüde artırmaktadır. Sağlıklı bireyler de ise bu tür hastalıklara yakalanma riskini azaltmaktadır. &#8220;Yemeyiversinler&#8221; kolaylıkla telaffuz edilebilen bir söz olsa da bunları yapmak bazen oldukça güçtür. Bu durumlarda da tıp bilimi, insanlara yardımcı olmak için tüm imkanlarını yanıltmadan ve kandırmadan sunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/zayiflamak-mi-yoksa-kilonuzu-korumak-mi-onemlidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kozmetikte Organik Bakım Ürünleri</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/kozmetikte-organik-bakim-urunleri.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/kozmetikte-organik-bakim-urunleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2011 14:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Güzellik Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Organik ürün kullanmak isteyenler nelere dikkat etmeli?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16554</guid>
		<description><![CDATA[
Hem kendiniz hem de doğa için iyi bir şey yapmaya ve organik kozmetikler kullanmaya karar verdiniz. Ancak kafanız biraz karışık; &#8220;Organik ve doğal kozmetikler arasında nasıl farklar var?&#8221;, &#8220;Dünyaca geçerliliği olan sertifikalar hangileri?&#8221;, &#8220;Organik kozmetikler nasıl seçilmeli ve kullanılmalı?&#8221;&#8230; Bunların ve daha pek çok sorunun yanıtını rehberimizde bulacaksınız.
Uzunca bir süredir etkilerini yaşamımızın her alanında fark [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2011/12/kometik.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2011/12/kometik.jpg" alt="" title="kometik" width="400" height="444" class="alignnone size-full wp-image-16555" /></a></p>
<p>Hem kendiniz hem de doğa için iyi bir şey yapmaya ve organik kozmetikler kullanmaya karar verdiniz. Ancak kafanız biraz karışık; &#8220;Organik ve doğal kozmetikler arasında nasıl farklar var?&#8221;, &#8220;Dünyaca geçerliliği olan sertifikalar hangileri?&#8221;, &#8220;Organik kozmetikler nasıl seçilmeli ve kullanılmalı?&#8221;&#8230; Bunların ve daha pek çok sorunun yanıtını rehberimizde bulacaksınız.</p>
<p>Uzunca bir süredir etkilerini yaşamımızın her alanında fark etmeye başladığımız yeşil devrim&#8217; şimdilerde kendisini makyaj ve kozmetik dünyasında da hissettiriyor. Özellikle de, yaklaşık 2 ay önce Fransa&#8217;da, kozmetik ve ilaçlarda en yaygın olarak kullanılan maddelerden parabenin kanserojen olabileceğinin açıklanması, makyaj çantamızda, banyomuzda bulunan ve hemen her gün kullandığımız birçok ürüne korkuyla bakmamıza yol açtı. Organik ve doğal ürünlerin ateşli savunucularıysa, bir kez daha haklı çıkmanın gururunu yaşadılar. Ancak, organik ürün kullanmanın da bazı incelikleri var. Çünkü ne yazık ki, piyasada organik ya da doğal olarak sunulan pek çok ürün gerçekten öyle olmayıp, hem sağlığımızı hem de cüzdanımızı tehdit edebiliyor. Peki, bu ürünleri seçerken nelere dikkat etmeli, hangi kriterleri göz önünde bulundurmalı? Organik&#8221; ya da doğal&#8217; olarak tanımlanan ürünler arasında nasıl farklar var.&#8217; Tüm bu soruların yanıtlarını dosyamızda bulacak ve buna göre seçeceğiniz kozmetikleri gönül rahatlığıyla kullanabileceksiniz..</p>
<p><strong>&#8216;Organik&#8217; gerçekten ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Büyük ihtimalle şu günlerde en sık duyduğumuz kelimelerin başında &#8216;organik&#8217; var. Bir kozmetik ürünün organik olması, yaşayan (yani bir zamanlar yaşamış), canlı maddeler kullanılarak üretildiği, içinde herhangi bir sentetik ya da kimyasal madde içermediği anlamına geliyor. Bu ürünlerin ve tabii ambalajlarının doğada hiçbir atık bırakmayacak şekilde üretilmiş olması da çok önemli. Ancak herkes bu kelimeyi istediği gibi kullanamıyor. Çünkü o ürünün hammaddelerinden üretim koşullarına, içindeki her şeyin ve üretim aşamasının uluslararası geçerliliği olan kuruluşlarca sertifikalandırılmış olması gerekiyor. Burada görev tüketiciye düşüyor ve herkesin bu sertifika kuruluşlarının adını, web sitelerini de iyi bilmesi gerekiyor. Çünkü iyi bilinmeyen markaların üzerinde sertifikalı yazsa bile kurum sitelerinden o ürünün gerçekten sertifikaya sahip olup olmadığım kontrol etmek gerekebiliyor. Bu kuruluşlar hakkında ayrıntılı bilgiyi haberimizin içinde yer alan kutuda bulabilirsiniz. &#8216;Doğal-kelimesiyse çoğu zaman tamamen organik olmayan ürünleri tanımlamak için kullanılıyor. Bu ürünlerin çoğu yüzde 7O&#8217;e varan oranda doğal olsa da, bazen birçok kimyasal madde içerdiği halde, sadece formülündeki bir damlacık organik yağ nedeniyle üreticileri tarafından doğal ilan edilen, hatta tanımı organik krem&#8217; olarak sunulan ürünler de bulunuyor. Burada yine iş tüketiciye ve bilincine kalıyor.</p>
<p><strong>Organik ürünler nasıl hazırlanıyor?</strong></p>
<p>Yazının başında da belirttiğimiz gibi, organik ürün formülünde hiçbir kimyasal madde kullanılmayan ürün anlamında geliyor. Oysa diğer ürünler, güzel kokmaları, uzun süre dayanmaları daha fazla köpürmeleri ve daha pek çok nedenle birçok kimyasal madde özellikle de petrol türevi içerebiliyor. Ve bazı uzmanlar bu maddelerin insan sağlığı üzerinde zararlı olabileceğini, alerjik reaksiyonlara ve iritasyona yol açabileceğini iddia ediyor.</p>
<p>Organik bir ürünün formülünde kullanılan her şeyin de bu şekilde üretilmiş olması gerekiyor. Hammadde olarak seçilen bitkilerin mutlaka böcek ilacı, hormon ya da kimyasal gübre kullanılmadan yetiştirilmiş olması çok önemli. Organik kozmetiklerde en tayla kullanılan hammaddelerin başında çiçekler, meyveler, bitki tohumları, mineraller, yağlar ve balmumu geliyor. Sertifikayı alacak ürünün sadece kendisi değil, imal edildiği laboratuvar ya da fabrika, içine konduğu ambalaj bile çok ayrıntılı kontrollerden geçiriliyor. Bu ürünlerde kutlanılacak olan tüm maddeler ve bu maddelerin kaynakları da inceleniyor. Örneğin, söz konusu olan bir bitki yağıysa bu yağın elde edildiği bitki ve onun üzerinde yetiştiği toprak bile kalite kontrollerinden geçiriliyor. Ve mesela, bu toprakta biraz kimyasal böcek ilacı kalıntısının bulunması, sertifikanın verilmemesine neden olabiliyor. Çoğu organik ürünün bir özelliği de kullanılan hammaddenin çoğu zaman yerel ticaret ürünü olması: Ürünlerinizde shea yağı mı kullanmak istiyorsunuz? </p>
<p>Tabii ki bu Afrika ülkelerinden gelmeli. Aloe vera ya da karite özüne mi ihtiyacınız var? O zaman irtibata geçmeniz gereken üreticiler ya Meksika ya da Fas&#8217;ta&#8230; Kısaca, organik ürün üretimi sadece çevreye saygılı değil, aynı zamanda dünya genelinde yerel ticaretin de yaşamasına imkan tanıdığı için oldukça etik bir özellik de taşıyor</p>
<p><strong>Organik kozmetik üretimi için gereken aşamalarsa şu şekilde sıralanabilir:</strong></p>
<p>• Üretim süreci tamamen şeffaf olmalı ve bu süreç sırasında doğaya hiçbir zarar verilmemeli. Formülünde hiçbir kimyasal, sentetik ve petrol türevi madde olmamalı.<br />
• Kullanılan hammaddeler yerel ticaret ürünü olmalı.<br />
• Ürün doğada kolayca çözülür olmalı ve insan bedeninde kimyasal reaksiyona girmemeli.<br />
• Kullanılan hammaddeler kesinlikle daha önce radyasyona maruz kalmamalı.<br />
• Genleriyle oynanmış bitkiler hammadde olarak kullanılmamalı.<br />
• Ürünün testleri hayvanlar üzerinde yapılmamalı. Ürün doğaya, çevreye tamamen saygılı olmalı.<br />
• Ürünün ambalajı, kutusu, prospektüs olarak verilen kağıtları doğada çözülür nitelikte olmalı.<br />
• Ürünün formülünde kullanılan tüm maddelerin ve ürünün kendi sertifikalarının logoları ambalajın üzerinde bulunmalı.</p>
<p><strong>Organik ürün kullanmak isteyenler nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Evet, artık kesin karar verdiniz. Hem kendiniz hem de çocuklarınız için organik ya da en azından doğal, güvenilir kozmetikler seçeceksiniz, neyse ki artık bunlara ulaşmanız çok zor değil çünkü ülkemizde de bu özellikte pek çok marka bulunabiliyor. Bu ürünleri eczanelerde, parfümerilerde, organik marketlerde bulmak ya da yine bu firmaların internet sitelerinden satın almak mümkün. Eğer seçeceğiniz yüzde yüz organik bir ürünse, ambalajında sertifikalarım arayın. Eğer doğal nitelikte bir ürünse de en az yüzde 70 doğal olmasına özen gösterin. Organik kozmetikler, sentetik maddeler ve kimyasallar içeren kozmetiklerden farklı özelliklere sahip. Ve onları kullanırken bunların bilincinde olmak da büyük önem taşıyor. Öncelikle, organik ürünlerin koruyucu maddeler içermediklerini hatırlatalım. Bu yüzden saklama koşullarına daha fazla dikkat etmek, ambalajda yazan talimatlara harfiyen uymak gerekiyor. Hava almamasına dikkat etmek (kapağını açık unutursanız, sorumluluk sizde!), yağları koyu renkli cam şişelerde saklamak alabileceğiniz en basit önlemlerden. Organik sevdalılarının unutmaması gereken diğer önemli bir konuda, özellikle sabun, şampuan ve diş macunlarının organik olmayan ürünler gibi köpürmeyeceği. Başta işe yaramayacak gibi görünebilir, ama bilin ki, bunların etkisini uzun yıllar içimle göreceksiniz. Ayrıca yine organik olmayan ürünlerde olduğu gibi organik ürünlerde sürekli aynı standartları beklemeniz çok doğru değil. Yani organik parfümünüz bir önceki şişedekinden biraz daha farklı kokabilir. Bunun nedeni büyük ihtimalle içimle kullanılan çiçeklerin o yılkı rekoltesindeki değişikliklerdir. Tıpkı şarap gibi!</p>
<p><strong>Bu maddelere dikkat!</strong></p>
<p>Buraya kadar organik bir ürünün nasıl olması gerektiğini anlattık. Fakat olmaması gereken maddelerden de mutlaka bahsetmek gerekiyor. Özellikle, cam organik değil de doğal ürün seçenler, &#8216;içindekiler&#8217; listesine bakmalı<br />
ve formülünde bu maddeleri bulunduran kozmetikleri alırken bir kez daha düşünmeli:</p>
<p>* Sodium lauryl sülfat (SLS) Sodium laureth sülfat<br />
* Ammonyum laureth sülfat<br />
* Alüminyum<br />
* Hayvansal yağlar<br />
* Dİ&#8217;.A tdiethanolamin)<br />
* Dioxins<br />
* formaldehit<br />
* Elastin<br />
* F&#8217;luorokarbon<br />
* Pecrolatum<br />
* Mineral yağlar<br />
* Padimate-0<br />
* Sentetik boya<br />
* Propylene glycol</p>
<p><strong>Kelime oyunlarına kanmayın</strong></p>
<p>Bir üretici düşünelim ve tabii bu üreticinin fazla iyi niyetli olmadığını da. Kozmetik imal eden bu üretici, ünce kimyasallar, koruyucu maddeler kullanarak bir krem hazırlıyor. Sonra da bu kremin içine sadece bir damla organik zeytinyağı katıyor. Kremin etiketindeyse aynen şöyle yazıyor: &#8216;Organik Zeytinyağlı Krem&#8217; Bu ibare aslında yanlış değil. Çünkü içinde gerçekten de organik zeytinyağı bulunuyor. Ancak yanlış olan, kimyasallar içeren bu ürünün sanki organik gibi sunulmaya çalışılması. İşte bu nedenle etiketinde organik&#8217; kelimesi bulunan her ürüne kanmamak ve içindeki diğer maddelere de mutlaka bakmak, gerekiyorsa satıcıdan ayrıntılı bilgi istemek gerekiyor. Tabii bu kural sadece kozmetikler için değil, temizlik malzemelerinden yiyeceklere, giysiden oyuncaklara organik olduğu söylenen tüm ürünler için geçerli olmalı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/kozmetikte-organik-bakim-urunleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cilt ve Saç Bakımı İçin Mucize Buluşlar</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/cilt-ve-sac-bakimi-icin-mucize-buluslar.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/cilt-ve-sac-bakimi-icin-mucize-buluslar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2011 14:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Güzellik Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt bakımında saf yağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Saç bakımında saf yağlar]]></category>
		<category><![CDATA[İpek gibi saçlar için...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16551</guid>
		<description><![CDATA[
Son yıllarda, hızla yükselen bir trend var; hem cilt hem de saç bakımında kullanılan saf yağlar. Biz de bu ay araştırdık ve hangi yağ neye iyi geliyor, nasıl kullanılıyor, öğrendik&#8230;
Aslında, saf yağların güzelleşme amacıyla kullanılmasının binlerce yıllık bir tarihçesi var. Hemen hemen tüm kremlerin, losyonların formülünde de bu yağlardan bulunuyor. Ancak yeni olan son yıllarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2011/12/bakim.jpg"><img src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2011/12/bakim.jpg" alt="" title="bakim" width="400" height="509" class="alignnone size-full wp-image-16552" /></a></p>
<p>Son yıllarda, hızla yükselen bir trend var; hem cilt hem de saç bakımında kullanılan saf yağlar. Biz de bu ay araştırdık ve hangi yağ neye iyi geliyor, nasıl kullanılıyor, öğrendik&#8230;</p>
<p>Aslında, saf yağların güzelleşme amacıyla kullanılmasının binlerce yıllık bir tarihçesi var. Hemen hemen tüm kremlerin, losyonların formülünde de bu yağlardan bulunuyor. Ancak yeni olan son yıllarda kozmetik markalarının birbiri ardına, sadece saf yağdan oluşan ürünleri piyasa sunması. Bunların içinde adını daha önce pek duymadığımız, argan, karice gibi yağlar da oldukça gündemde. Fakat tüm cilt bakım ürünlerini olduğu gibi yağlan da dikkatli kullanmak gerekiyor. Çünkü cilt cipine uygun olmayan bir yağ cildinize yarar sağlamak yerine zarar verebiliyor. Tabii, her yağ da cilt için faydalı değil: örneğin mineral yağlar. Eğer bir ürünün içeriğinde mineral yağ olduğunu görürseniz, almaktan kaçınmanız son derece yerinde bir davranış. Çünkü bu, petrolden imal edilen tamamen kimyasal bir madde. Üstelik gözeneklerin tıkanmasına ve sivilce oluşumuna da yol açabiliyor. &#8220;O zaman neden birçok kozmetik üründe bu madde var&#8221; diye sorabilirsiniz, Bu sorunun tek bir yanıtı var: &#8220;Çünkü ucuz,&#8221; Öyleyse gelelim doğal yağlara: bir yağın doğal olması, geleneksel yöntemlerle bitkilerden ve bitki tohumlarından elde edilmesi anlamına geliyor. Bu yağlar kesinlikle laboratuvar koşullarında üretilmiyor. Doğal ve saf &#8216;yağların en önemli özelliği bol miktarda E vitamini içermesi ve cildi besleyerek, nemi içine hapsetmesi. Ayrıca bu yağların pek çok türü, doğal birer antiseptik ve bu özellikleriyle cildi enfeksiyon ve akneden koruyorlar. Antioksidan olmalarıysa onları birer gençlik koruyucusu haline dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Cilt bakımında saf yağlar</strong></p>
<p>Saf yağlar özellikle vücut teni bakımında önemli rol oynuyor. Yaz mevsiminde, güneşin etkisiyle kuruyan teni beslemek için saf yağlar birebir. Yağ şeklindeki duş ürünleri de, suyu tenin içine hapsediyor ve cildin çok uzun süre nemli kalmasına yardımcı oluyor, Eğer cildinizin sıkı kısmasını istiyorsanız turunçgil yağlarından, çatlak ve diğer izlerin hafiflemesini istiyorsanız paçuli yağından faydalanabilirsiniz. Amacınız cildinizin derinlemesine nemlenmesi ye rahatlamasıysa gül ve badem yağları sizin için birebir. Bu yağları dilerseniz hazır ürünler halinde satın alabilir, dilerseniz de taşıyıcı bir yağ içine katarak (örneğin jojoba gibi) kendiniz hazırlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Saç bakımında saf yağlar</strong></p>
<p>Çoğu kişi yağların saçları yağlandırdığını düşünür. Oysa doğru şekilde kullanılan saf yağ, saçları ve saç derisini besler hatta kepek oluşumunu bile önler. Son yıllarda saç bakımında sıklıkla kullanılan yağların başındaysa Fas&#8217;ın sıvı altını olarak tanımlanan argan yağı geliyor. Ayrıca biberiye, papatya ve badem yağlarının da saçları beslediği biliniyor. Saç bakımı için yağları dilerseniz hazır ürünler arasından seçebilir, dilerseniz de kendi yağınızı kendiniz hazırlayabilirsiniz. Aşağıda ipek gibi saçlara sahip olmak isteyenlerin tercih edebileceği harika bir formül bulacaksınız.</p>
<p><strong>İpek gibi saçlar için&#8230;</strong></p>
<p>1 yemek kaşığı gliserin, 1 yemek kaşığı badem yağı ve 3 damla biberiye yağını bir yumurtayla iyice karıştırın ve bununla saçlarınıza ve saç derinize iyice masaj yapın. Sonra, başınıza bir duş bonesi geçirin ve 10 dakika bekleyin. Sonra da saçlarınızı ılık suyla temizleyin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/cilt-ve-sac-bakimi-icin-mucize-buluslar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El ve Ayaklarınızın Bakımı</title>
		<link>http://www.plastikcerrahi.net/el-ve-ayaklarinizin-bakimi.html</link>
		<comments>http://www.plastikcerrahi.net/el-ve-ayaklarinizin-bakimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2011 11:43:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Estetik Güzellik Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek gibi ayaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı manikür-pedikür nasıl olmalı?]]></category>
		<category><![CDATA[İpek gibi eller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.plastikcerrahi.net/?p=16548</guid>
		<description><![CDATA[
Elleri ayakları bakımsız, manikürü pedikürü yapılmamış bir kadının, ne kadar şık olursa olsun, bakımlı ve güzel görünmesi pek mümkün olmaz. Ancak elve ayak bakımı denince akla sadece oje sürmek de gelmemeli. Çünkü manikür ve pedikür, güzelliği olduğu kadar saflığı da yakından ilgilendiren bir konu. Bu işlemler bazı kurallara dikkat edilmeden yapıldıkları takdirde, sağlığı tehdit eden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2011/12/eller-ayaklar.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-16549" title="eller-ayaklar" src="http://www.plastikcerrahi.net/wp-content/uploads/2011/12/eller-ayaklar.jpg" alt="" width="400" height="473" /></a><br />
Elleri ayakları bakımsız, manikürü pedikürü yapılmamış bir kadının, ne kadar şık olursa olsun, bakımlı ve güzel görünmesi pek mümkün olmaz. Ancak elve ayak bakımı denince akla sadece oje sürmek de gelmemeli. Çünkü manikür ve pedikür, güzelliği olduğu kadar saflığı da yakından ilgilendiren bir konu. Bu işlemler bazı kurallara dikkat edilmeden yapıldıkları takdirde, sağlığı tehdit eden çok ciddi hastalıkların bile bulaşmasına yol açabiliyorlar. Biz de, bu ay evde ya da kuaför salonunda manikür ve pedikür işlemleri sırasında dikkat edilmesi gerekenleri derledik. Tabii, son yılların trendi olan doğal ürünleri derlemeden de geçmedik.</p>
<p><strong>İpek gibi eller</strong></p>
<p>Kilerimizde ve bileğimizde tam 28 adet kemik var ve bunlar birbirleriyle uyum içinde mükemmel bir şekilde hareket ediyor. Ellerin üzerindeki deriyse ince ve yumuşak olmasına rağmen çok sayıda yağ bezi içeriyor. Bu besler cildi korumak için &#8220;sebum&#8221; adı verilen yağlı bir madde salgılıyor. Avuç içlerindeyse cer bezleri bulunuyor, ellerin içindeki derinin daha kaim olmasının nedeni de bu. Vücudun pek çok kısmının aksine avuç içlerinde yağ bezleri yok ve avuçlar tüm vücudun en kuru bölgesi. Ellerin bir özelliği de yaşlılığı en fazla ele veren yer olması. Üstelik eller bir kez yaşlı görünüme bürününce bunu geri döndürecek fazla da bir şey yok! Bundan yıllar önce ellen daha genç ve dolgun hale getirmek için bir plastik cerrah, sıvı silikon enjeksiyonu enjekte etmiş, ancak silikon yer değiştirdiği için bu yöntem başarısızlıkla sonuçlanmış. Kısaca elleriniz için yapabileceğiniz en iyi şey doğru bakımla, masajla yaşlanmalarını önlemek.</p>
<p><strong>Ellerinizin düşmanları</strong></p>
<p>Eller için en zararlı şeylerin başında su ve deterjanlar geliyor. Yani ev işleriyle uğraşan eller telidir altında. Temizlik için kullanılan maddeler elleri kurutuyor. Güneş ışınları tüm cildin olduğu gibi ellerin de baş düşmanlarından. Uzun süre korumasız şekilde güneşe maruz kalan eller yaşlılık lekeleriyle daha erken tanışıyor. Deniz suyu, rüzgar gibi çevresel faktörlere maruz kalmak, uzun süre toprakla uğraşmak yine ellerimizin güzelliğini bozuyor. İşte bu nedenle tıpkı yüzümüze olduğu gibi ellerimize de güneş ışınlarına ve çevresel faktörlere karşı koruma sağlayan bir ürün sürmeliyiz.</p>
<p><strong>Bebek gibi ayaklar</strong></p>
<p>İnsanların tam 4000 yıldır pedikür yaptırdığını biliyor musunuz? Antik çağlarda, Çin ve Mısır uygarlıklarında soylu kişilerin pedikür yaptırdığına, harta bunu sal altın gereçlerle yaptırdığına dair belgeler var. Eski Çin imparatorluğunda ise; tırnaklara sürülen oje renginin kişinin sosyal statüsü hakkında bilgi verdiği -örneğin asilzadeler siyah ya da kırmızı oje kullanıyormuş- yine kayıtlarda bulunmuş. Ayak bakımına özel bir önem veren eski Mısırlılar ise; yine ayak tırnaklarını soyluluk ifadesi olarak kırmızıya boyuyorlarmış. Örneğin Kraliçe Nefertiti&#8217;nin ayak tırnakları kan kırmızı rengindeymiş.</p>
<p>Günümüzde, isteyen herkes ayak tırnaklarını istediği renge boyayabiliyor. Ancak pedikürün yapılma nedeni tam 4000 yıldır hiç değişmedi dersek, yanılmış olmayız: Pedikür, hâlâ ayakları ve ayak tırnaklarını mantar gibi hastalıklardan, enfeksiyonlardan korumanın en iyi yolu. İyi bir pedikür seansı manikürle büyük benzerlikler taşıyor. Bunda da, ayak cırnakları kesiliyor, tırnaklar törpüleniyor ve tırnakları çevreleyen fazla etler alınıyor. Ancak farklı olarak, ayak altı ve topuktaki ölü derilerin giderilmesi de pedikür işleminin bir parçası. Günümüzde, pedikürler genellikle kremle yapılan kısa bir masajla bitiriliyor. Eğer pedikürünüzü evde yapmak istiyorsanız, öncelikle kaliteli bir set edinmelisiniz. Eğer dilerseniz tarifim verdiğimiz, hazırlaması son derece pratik olan kremi de ayaklarınızın güzelliği için kullanabilirsiniz.</p>
<p><strong>Lavanta ve nane yağıyla bakım</strong></p>
<p>Om bir kapta susam ve lavanta yağını birbirine karıştırın. Ardından yıkayıp kuruladığınız ayaklarınıza bu yağla masaj yapın. Masaj sırasında parmaklarınızı, bileklerinizi ovun.</p>
<p><strong>Sağlıklı manikür-pedikür nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Evet, bakımlı el ve ayaklar güzelliğimizin vazgeçilmez bir parçası. Ama sadece işin güzellik kısmıyla ilgilenmek ve kendimizi işinde uzman olmayan kişilere teslim etmek büyük riskler almak anlamına geliyor. Çünkü yanlış manikür ve pedikür uygulamalarıyla çeşitli sorunlarla karşılaşmak olası. Tabii, bu sorunların en ciddisi olarak, vücuda Hepatitten HIV yani AİDS&#8217;e kadar çeşitli virüsler almak geliyor.</p>
<p><strong>Sağlıklı manikür-pedikür nasıl olmalı? </strong></p>
<p>- Tırnak yüzeyi sert cisimlerle kalınmamalı.<br />
- Tırnak Eti Çıkarıcısı yardımıyla tırnak ve tırnak eti birbirinden rahatlıkla ayrılabilir.<br />
- Tırnak ellerini geriye iterken sert cisimler kullanılmamalı. Plastik uçlu çubuk kullanılmalı.<br />
- Tırnak etleri pens veya makasla kesilmemelî, çünkü tırnak kak ve tırnak yatağı bakteri ve mantar hastalıklarına açık hale gelir.<br />
- Manikür ve pedikür aletleri tahtadan ve kullanılıp atılan türden olmalı.<br />
- Tırnak soyulmalarına yol açtığı İçin metal törpü yerine kağıt törpü kullanılmalı.<br />
- Tırnak cilasının tırnağa zararım önlemek için tırnak &#8220;Destekleyici Alt Taban&#8221; veya &#8220;Koruyucu Ön Cila&#8221;sürülmeli.<br />
- Aseton tırnağı kuruttuğu için &#8220;Asetonsuz<br />
- Oje Çıkana&#8221; tercih edilmeli.<br />
- Manikür pedikür yapan kişiler, mantar veya bakteri enfeksiyonu olan tırnağa asla dokunmamalı, bu rahatsızlığı olan müşterilerine eldiven kullanarak ve müşterisinin özel manikür gereçlerini kullanarak uygulama yapmalılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.plastikcerrahi.net/el-ve-ayaklarinizin-bakimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

