DOĞALLIĞI BOZMADAN YAŞIMIZIN GÜZELLİĞİNİ YANSITMAK
Hızla gelişen teknoloji ve bilimin yaşam süremizi önemli ölçüde uzattığı bir dönemde yaşadığımız için şanslıyız. Tıptaki gelişmeler bize ine olmadığı kadar uzun ömürler vaad ediyor Bilim ve gelişen teknoloji sayesinde insanın yasam süresinin uzamasıyla yaslanma sürecini yavaşlatabilme veya geciktirebilme konusundaki çalışmalara da sürekli yenileri ekleniyor.
Zamanın hızla akıp gittiğini daha fazla hissettiğimiz günümüzde hepimizin dış görümümüze, güzelliğimize ve sağlığımıza verdiğimiz önem de aynı hızda artıyor, dolayısıyla yaşlanmayı daha doğrusu yaslı görünmeyi çok da kolay kabul edemiyoruz.
Daha güzel daha sağlıklı gözükmek isteği ile günümüz estetik dünyası da zamanla yarışıyor.
Yasımızın güzelliğini doğallıktan ayrılmadan yansıtabilmek, yasımızın güzeli ve sağlıklı olmak artık günümüzün yükselen trendi..
Vücudumuzun vitrini olan cildimiz yani derimiz aynı zamanda en geniş ve herkes için görünür bir organımız. Doğal olarak diğer tüm organlar gibi kronolojik olarak o da yaslanır. Cildimiz yaslandığında durumunu tüm dünyaya bildirir. Bu: zamana bağımlı bir süreç olup. kaçınılmazdır. Ancak diğer organlardan farklı olarak derimiz, doğrudan dış dünya ile karşı karşıyadır ve çevresel hasarın etkisiyle de yaslanır. Derimizin yaslanmasında en önemli çevresel faktör de güneşin ultraviyole ışınlarıdır.
Ancak cildin tek düşmanı güneş ışını değildir içtiğimiz sigara, ilaçlar, yanlış kozmetik kullanımımız, alkol, stres, kuvvetli mimiklerimiz, dengesiz beslenmemiz, uyku pozisyonumuz bile ve maalesef yerçekimi de cildimizin yaslanmasında katkılarını esirgemezler.
Yaşlanan derimizde de birtakım değişiklikler göze çarpar. Bunlardan en önemlisi: kuruluk, kırışıklık ve lekelerin artmasıdır Kuruyan deri kırışır, kırışan deri de daha çok kurur ve bu durum bir kısır dongu halini alır. Yaşlanan deri aynı zamanda mat ve soluk bir görünüm alır, elastikiyeti azalır ve tonus (derinin sıkılığı) kaybolur. Yerçekiminin etkisiyle de zamanla deride gevşeklik ve sarkma oluşur.
Her ne kadar yılların ilerlemesini durduramasak da cildin kırışmasını sarkmasını ve donuklaşmasını bazı önlemler ile geciktirmek ve sağlıklı tutmak mümkün. Kaybedilen nem. parlaklık ve pembeliği tekrar kazandırmaya yönelik tedavi protokollerinde bugün en başarılı olanların basında mezoterapi – mezolifting geliyor.
MEZOTERAPİ – MEZOLİFTİNG
Mezoterapi yöntemi: bazı özel ilaçların, vitaminlerin, eser elementlerin cilde çok küçük dozlarda enjeksiyonudur.
Mezoterapi deyince en çok bilinen selülit tedavisinde kullanılan mezoterapi akla gelir. Evet selülit ve lokal yağlanma sorunlarının giderilmesinde en etkili yöntemlerin basındadır, ancak mezoterapi sadece bu alanla kısıtlı bir tedavi yöntemi değildir Aslında mezoterapi; ağrılı hastalıklarda, ağrıyı lokal olarak uygulanan mikro enjeksiyonlar yoluyla kontrol altına alan ya da tedavi eden bir tıbbı uygulamadır Bu doğrultuda; romatoloji, eklem hastalıkları, spor yaralanmaları ve birçok ağrılı olguda başarıyla uygulanmaktadır.
Ancak estetikte de yukarıda söz ettiğim gibi selülit dışında cilt gençleştirme ve saç dökülmelerini önlemek amacıyla kullanılmakta ve gittikçe artan bir basarı grafiği çizmektedir.
Yüz gençleştirme amaçlı yapılan yöntem, Mezolifting olarak adlandırılmaktadır. Bu alanda yapılan araştırma ve çalışmalar son hızla devam etmekte ve her seferinde daha etkili ürünler kullanımımıza sunulmaktadır. Bu ürünlerden cok güzel sonuçlar aldığımız bir tanesi de SOMON DNA dır ve bununla yıllara meydan okumak artık mümkün.
Nedir bu Somon DNA (X-ADN), ne yapar da bizi gençleştirir güzelleştirir?
DNA; hücrenin kopyalanmasını ve genetik yapının yavru hücrelere geçiÅŸim saÄŸlar. Tüm canlılarda aynı kimyasal yapıya sahiptir ve protein sentezini yönlendirir. Bir hücrenin geliÅŸip, yasamasını saÄŸlayan olayları yönlendirir Derimizin yaÅŸlanmasıyla DNA’da da bozulmalar gözlenir.
Somon DNA ile yapılan mezoliftingde; somon sütünden elde edilen ve insan DNA’sına çok benzeyen yüksek polimerize DNA kullanılır. İnsan DNA’sı ile aynı kimyasal yapıya sahip olan Somon DNA’sı: mezoterapi yöntemiyle deri içine verildiÄŸinde, cilt hücreleri kendini yeniler ve onarır. Bu urun yüksek oranda su tutucu özelliÄŸe sahiptir, hacminin birkaç bin katı suyu tutarak, derinin nem dengesini saÄŸlamaya yardımcı olur. Unutmamalıyız ki, kırışıklığın önlenmesinde ilk ve en basit adım derinin nemlendirilmesidir
Somon DNA sının, aynı zamanda güneşin zararlı UV ısınlarını absorbe etme kapasitesi de çok yüksektir: dolayısıyla güneş ve/veya sigara nedeniyle bozulan ve kuruyan ciltleri tedavi eder. Derinin tekrar nemli, canlı ve parlak görünümünü kazanmasına yardımcı olur.
Derimizin tonusunu ve elastikiyetini artırarak sarkma başlangıcındaki derin kırışıklıkların önlenmesinde de kullanılır. Ciltteki yaslanmayı geciktirir. Kırışıklıkları tıbbi anlamda tedavi eder. Hassas ve kuru ciltlerdeki göz çevresinde oluşan ince kırışıklıkları giderir. Alındaki yerleşmeye yüz tutmuş yatay çizgileri hafifletir, yerleşmesini engeller. Hepimizin en sevmediğimiz ve olmasını istemediğimiz gözaltı torbalarımızın ve yaşlanmanın belirtisi olan dudak kenarlarındaki çizgilerimizi önlemeye yardımcı olur.
Somon DNA’sı: ince ve çok küçük iÄŸneler yardımı ile bir çok vitamin, mineral, aminoasit karışımı, mikrodolaşımı ve oksijenlenmeyi artıran maddelerle birlikte deri içine enjekte edilir. Enjeksiyon elle yapılmakla birlikte özel tabancası ile de yapılabilmektedir. Böylece iÅŸlem daha konforlu, acısız ve güvenli olmaktadır. Her ne kadar tabanca iÄŸne falan diyerek korkutucu bir tablo gözünüzün önüne serdiysem de henüz uygulama yatağından kaçıp giden olmadı…
İşin ÅŸakası bir yana gerçekten iÅŸlem acısız ve güvenlidir. Sadece uygulamadan 20 dakika önce cildimizi bir anestezik krem ile hazırlıyoruz. Uygulama 15-20 dakika sürüyor, o gun 6-8 saat yüzünüzü yıkamamanızı ve terleyecek aktivitelerde bulunmamanızı istiyoruz. Seanslar, kiÅŸinin cilt yaşı ve cilt tipine gore ayarlanmakla birlikte genellikle 3-4 hafta aralıklarla 3-4 kere uygulanmalıdır. Daha sonrasında ise cildinizin durumuna göre üç ayda bir veya altı ayda bir uygulama yapılır. Somon DNA’sı uygulaması: rahatlıkla diÄŸer tedavilerle birlikte uygulanabileceÄŸi için çoÄŸu zaman çildin ihtiyacına göre kombine tedaviler uyguluyoruz, ilk seansdan bir iki gün sonra deride canlı ve parlak görünüm hem kendiniz hem çevrenizdekiler tarafından fark edilmeye baslar, cilt gerilir, nem ihtiyacı azalır. İlerleyen zaman ve seanslarda DNA tamiriyle birlikte uzun vadeli kalıcı deÄŸiÅŸiklikler meydana gelir, ince kırışıklıklar dolar, cildin rengi açılır, akne izleri azalır. Özellikle yazdan çıktığımız ÅŸu mevsimde cildimizi hem güneÅŸ, nem ve denizin zararlı etkilerinden arındırmak hem de kışın zor ÅŸartlarına hazırlamak için somon DNA’lı mezolifling çok iyi gelecektir. 30 yasından sonra ise anti-aging amaçlı kırışıklık, kuruluk, sarkma ve lekelenme problemi olan herkese güvenle uygulanabilir.
Mezolifting tedavisinde kullandığımız diğer ürünlerden birkaçından daha kısaca söz etmek isterim Örneğin VİTAL dediğimiz dolgu ve mezoterapi arası bir uygulamamızın hammaddesi hyaluronik asittir. Bu madde vücudumuzda dokuları destekleyip dokuların nemli ve canlı kalmasını sağlar. Bol miktarda suyu bağlayarak genç ciltlere özgü taze görüntünün oluşmasına, uygun miktarda nemlenmesine, kırışıklıkların azalmasına neden olur.
Yine içerisinde 13 vitamin 23 Aminoasit 6 mineral 5 nukleık asit 6 koenzım ve hyaluronic acid olan NCTF HA 135 isimli bir ürünü de kullanıyoruz. Bu uygulama sonrasında cildiniz çok daha sağlıklı ve parlak, içerisindeki hyaluronic acid yani dolgu maddesi sayesinde de cok daha dolgun görünüyor. Aynı zamanda, cilde sıkılık ve form kazandırmak için kullandığımız CELLULİFT ile cildin kollajen sentezi aktive olur. Cildin elastikiyeti artar gerilir, kırışıklıklar hafifler ve cilt sarkması azalır.
MCDB 106 ise özellikle insan dermal hücrelerinin uyarılması için geliştirilmiştir. MCDB 106 nin içinde vitaminler, aminoasitler, mineraller ve aktif bileşenler olarak 4 ana bileşen (toplam bb madde) bulunmaktadır.




