Güneş banyoları, vücudumuzda D vitamini sentezlenmesini sağlayarak, başta kemik gelişimi ve sağlamlığı olmak üzere, kas yapımızda, bağışıklık sistemimizde ve daha pek çok kronik hastalığa karşı korunmada etkin rol üstlenmektedir.
Yazın, o içimizi ısıtan, bize enerji veren ve hatta psikolojimizi düzelten güneş ısınları, temelde bizleri yaşlandıran başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Eskiden beri bilinen ve her yaş suna tavsiye edilen güneş banyoları, vücudumuzda D vitamini sentezlemesini sağlayarak, başta kemik gelişimi ve sağlamlığı olmak üzere, kas yapımızda, bağışıklık sistemimizde ve daha pek çok kronik hastalığa karşı korunmada etkin rol üstlenmektedir. Ancak güneşin zararlarının, faydalarından çok daha fazla olduğu, gün geçtikçe çok daha dramatik sonuçlarla karşımıza çıkmaktadır.
Ciltte oluşturduğu en basit zarar güneş yanığıdır Anca bu kızarık, acı veren ve ağır durumlarda su toplaması ile kendini gösteren güneş yanığı, buz dağının sadece görünen kısmını oluşturmaktadır. Güneş ışığı içinde bulunan ultraviyole B ışınları, ciltte cilt yanığı oluştururken, bunun çok ötesinde skuamöz hücreli karsınoma ya da çok hızlı ilerleyen ve bireyin kısa sürede ölümüne yol açan ve ne yazık ki malign melonom adındaki çok kötü huylu kanserlere de neden olmaktadır. Güneş ışınları içinde ultraviyole olarak tanımlanan ya da dalga boyu 200nm (nanometre) ile 400nm arasında bulunan bu ışınlar, ciltte hasar yapan ışın gruplarıdır.
UV (ultraviyole) C (UVC) dalga boyu 200-280nm arasında bulunan ve atmosferdeki ozon tabakası tarafından hemen hemen tümü tutulan ve böylece yeryüzüne inmesi önlenen, son derece kanser yapıcı ışınlardır. Cildin sadece en üst katmanında etki gösterirler ve doÄŸrudan cilt hücrelerinin DNA’sını bozarak cilt kanserlerine yol açarlar. Ozon, UVC’nin hemen hemen hepsini filtre ederken, UVB’nin belirli bir kısmını filtrelemekte ve geri kalan UVB yeryüzüne gelerek cilt hasarı yapmaktadır. Her iki yarım küredeki ılıman bölgelerde ozon kaybı %3 ile %9 arasında olduÄŸu saptanmıştır. Yeni Zellenda’da yapılan bir araÅŸtırmada, 10 yıllık dönemde UVB ışınlarının %12 oranında artığı saptanmıştır. Yapılan tahminlere göre her % 1 ‘lik ozon kaybı ile malign melonoma baÄŸlı ölüm yüzdesi % i ile %2 oranında artmaktadır.
UVB ışınları dalga boyu 320 ile 290nm arsında bulunan yüksek enerjili ışınlardır. UVA ışınları ise, dalga boyu 320 ile 400nm arasındaki ışınlardır. UVB ışınlarının cilt yanığı yapma gücü UVA ışınlarının 1000 katıdır. UVB ışınları ciltte UVC’ye göre biraz daha derinlere inerken, UVA ışınları, düşük enerjili oldukları halde cildin dermiÅŸ adı verilen ve cildin yapısal bütünlüğü, görüntüsü ve saÄŸlamlığı için gerekli kollajen ve elastin baÄŸ doku liflerini barındıran alt katmanlartına kadar inerek, o bölgelerde dejenerasyon yapan ve güneÅŸe baÄŸlı yaÅŸlanmada temel olarak sorumlu ışın grubudur.
DiÄŸer bir deÄŸiÅŸle UVB cilt kanserleri ve cilt yanığından sorumlu iken, UVA temelde foto-yaÅŸlanmadan sorumludur. Ancak her iki UV ışını da, hem kanser hem cilt yanığı hem de fotoyaÅŸlanma oluÅŸumunda sinerjik etki gösterirler. Yıl boyu açık ortamlarda çatışanlar yıllık UV radyasyonunun % 10′una maruz kalırken, kapalı ortamlarda çalışanlar yıllık UV radyasyonunun %3′üne maruz kalmaktadır.
Yazılar: Fazla Güneşe Dikkat, Güneşin Kanser Etkisi, Yaz Aylarında Dikkat Edilecekler, Yaza Girerken Güzelleşin




